Kişisel Web Sayfama Hoş Geldiniz ...

Prof. Dr. Mustafa Keskin Armağanı – Türk Tarih ve Kültürü Araştırmaları

Perşembe, 11 Ara 2014
image_pdfimage_print

mustafa keskinProf. Dr. Mustafa Keskin Armağanı adlı tarih eserini, Türk tarih araştırmaları ve kültür yazıları çerçevesinde akademik hayata kazandırmanın mutluluğu içerisindeyiz. Büyük çoğunluğu Tarihçi ve Türkolog değerli hocalarımızdan ve meslektaşlarımızdan değişik üniversitelerde Tarihçi akademisyen öğretim üyesi olarak görev yapan dostlarımız bu esere katkıda bulunarak bizleri yalnız bırakmadılar. Kitabımız Türk tarihi, Osmanlı tarihi ve kültürü hakkında yazılmış kırk beş’den fazla makale ve yazıdan oluşmaktadır. Eser de Prof. Dr. Mustafa KESKİN’in kısaca hayatı, eserleri ve yayınları yanı sıra, O’nun değerli bazı hatıratları, anıları, bıraktığı izler ve kalıcı rehberlik-hocalık etkileri bulunmaktadır. Ayrıca zengin Türk tarihinin ve Osmanlı tarihinin muhtelif dönemlerine ait araştırmalar yer almaktadır. Alanında uzman hocalarımız büyük bir titizlik içerisinde, iki yıl gibi bir sürede çalışmalarını Prof. Dr. Mustafa KESKİN Armağanı için hazırladılar. Armağan kitabımız bu bakımdan akademik araştırma ve bilimsel çalışma yapmak isteyen herkese ve özellikle genç araştırmacılara kaynak niteliği taşıyan yoğun bir gayretin sonucudur.

PROF. DR. REMZİ KILIÇ – ERCİYES ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

Genel

SELÇUKLULARDAN OSMANLILARA MEDRESELER VE YÖNETİM İLİŞKİLERİ

Çarşamba, 04 Ara 2013
image_pdfimage_print

Kılıç, R. (2011). Selçuklulardan Osmanlılara Medreseler ve yönetim ilişkileri. (Editör: Cemil Öztürk), Prof. Dr. Yahya Akyüz’e Armağan, Türk Eğitim Tarihi Araştırmaları, Pegem Yayınları, Ankara, ss. 857-871.

Prof. Dr. Remzi KILIÇ*

Özet:

Türk Milleti’nin tarihi sürecinde devlet adamlarına rehberlik eden ve yönetimin hemen her aşamasında hizmet eden, saygın bir topluluk olan bilginleri görmek mümkündür. Bu aydınların verimliliğini ve faaliyetlerini ortaya koyabilmek için Türk Devlet Geleneği’nin iki önemli hanedanlığı olan Selçuklular ve Osmanlılar zamanında medreseleri, kuruluş ve işleyişleri bakımından ele almak gerekir. Gerek Çin Kaynakları, gerekse Göktürk Kitabeleri, Türklerin Müslümanlığı kabul etmeden önceki dönemlerde Türk Kültür hayatının çok ileri bir düzeyde bulunduğunu ve bilginlerin önemli bir konum ve nüfuz sahibi şahsiyetler olduklarını göstermektedir[1].

Göktürkler (550-744) zamanında yalnızca kağanların “bilge” olmaları yetmiyordu. Türk kağanlarının yönetimindeki üst düzey görevlilerin ve komutanların da bilgi sahibi olmaları şarttı. Göktürklerdeki bu anlayış, Karahanlı, Gazneli, Harzemşahlar, Selçuklular ve Osmanlılar devirlerinde de devam etmiştir. Osmanlı Devleti’nde gelecekte padişah olacakları için şehzadelerin kültür seviyelerini yükseltmek amacıyla devrin büyük bilginleri onlara ders vermek için görevlendirilmekteydi. devamını oku…

Makalelerim , , , , ,

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ’NİN TÜRKMENLER TARAFINDAN KURULUŞU FALİYETLERİ VE TÜRKMENİSTAN’IN STRATEJİK ÖNEMİ

Çarşamba, 01 Haz 2011
image_pdfimage_print

Kılıç, R. (2011). Büyük Selçuklu Devleti’nin Türkmenler tarafından kuruluşu faaliyetleri ve Türkmenistan’ın stratejik önemi. Türkmen Halkının Kemale Gelmesi ve Dünya Medeniyeti’ne Çıkış Tarihi I. Uluslar arası Bilim Konferansı, (22-25 Şubat 2011), Aşkabat- Türkmenistan, ss. 1-9, Bildiri sunulmuş ve özeti yayımlanmıştır.

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ’NİN TÜRKMENLER TARAFINDAN KURULUŞU FALİYETLERİ VE TÜRKMENİSTAN’IN STRATEJİK ÖNEMİ

Prof. Dr. Remzi KILIÇ*

 

Özet:

Türkmenistan toprakları tarihi bakımdan Büyük Selçuklu Devleti’nin ortaya çıktığı önemli bir coğrafyadır. Selçuklular, kendileri gibi Türk soyundan gelen Gazneliler Devleti’ne karşı 1040 yılında kazandıkları Dandanakan meydan savaşından sonra bir Müslüman Türk devleti olarak tarih sahnesine çıkmışlardır. X. asır ortalarında Orta Asya’da Müslümanlığı kesif bir şekilde kabul eden Oğuz toplulukları, Türkmen adını almışlardır. Müslümanlığı kabul eden Türkmenler, XI. asır ortalarında Türk-İslam tarihinin en büyük devletlerinden biri olan Selçuklu Devleti’ni Türkmenistan topraklarında güçlü bir siyasî teşekkül haline getirmişlerdir.

Büyük Selçuklular, tarihî ve stratejik bakımdan önemli olan; Merv, Nişâbur, Dandanakan, Tûs, Abıverd, Cürcan, Nesâ, Ürgenç, Karakum Çölü, Amul, Serahs, Meşhed, Beyhak gibi, Türkmen kentleri ve toprakları üzerinde kurulmuştur. Selçuklu Devleti’nin hâkimiyet sahası en geniş zamanında, doğuda Orta Asya’da Balkaş Gölü, Issık Göl, Tarım Havzası, Doğu Türkistan’dan, batıda Ege ve Akdeniz sahillerine kadar, kuzeyde Aral Gölü ve Hazar Denizi, Kafkasya ve Karadeniz’e, güneyde Arabistan Yarımadası dâhil Umman Denizi’ne kadar uzanıyordu. devamını oku…

Makalelerim

Osmanlı-Özbek Siyasi İlişkileri (1530-1555)

Pazartesi, 07 Nis 2014
image_pdfimage_print

Kılıç, R. (1999). Osmanlı-Özbek siyasi ilişkileri (1530-1555). Türk Kültürü, YIL XXXVII, S. 437, Ankara, ss. 523-534.

Prof. Dr.Remzi KILIÇ

Erciyes Üniversitesi. Eğitim Fak. Öğretim Üyesi

Türk yüzyılı olarak nitelenen XVI. yüzyıl da, Kanuni Sultan Süleyman devri         (1520-1566), Türk Dünyası ile olan ilişkilerimiz açısından aktif olan dönemlerdendir. Bu dönem de  özellikle İran’a karşı oluşturulan, Osmanlı Devleti ile Özbek Hanları arasındaki dayanışmayı ortaya koymak gerekir. Yavuz Sultan Selim Han(1512-1520) devrinden sonra Osmanlı Devleti ile Türkistan Hanlıkları ilişkileri kısmen zayıflamıştı.

Ancak bu ilişkiler, Kanuni Sultan Süleyman  iktidar da iken, 1530-1555 yılları arasında süren Osmanlı-İran savaşlarında tekrar canlanmıştır. Öteden beri, Türkistan’da bulunan Özbek Hanları, İran’da hüküm süren Safevi Şahları ile sürekli savaş halinde bulunuyorlardı. Özbek Göçgüncü Han(1510-1530), Safevi hükümdarı Şah İsmail(1501-1524) ve Şah Tahmasb’la (1524-1576) sürekli savaşmış ve bu savaşların çoğu Özbekler lehine sonuçlanmıştı.

Özbekler’in Horasan  bölgesini kısmen ele geçirmeleri üzerine, Şah Tahmasb büyük bir ordu ile harekete geçti. Bu sırada Damgan şehri Safeviler tarafından zaptedilmiş ve Özbekler katledilmişti. Bu ise, o sırada Özbek hükümdarı olan Ubeydullah(1533-1539) Han’ı[1] bütün Özbek hükümdarlarını yardıma çağırmaya sevk etmiştir. Yalnız Şah Tahmasb, Meşhed ile Herat arasında “Turbent-i Şeyh Acem” denilen mevkide, 10 Muharrem 935/24 Eylül 1528 tarihinde yapılan savaşta, bu bölgeyi yine İran ülkesine katmıştı. Bu arada Hint Sultanı Babür (1526-1540) Şah, yeniden huduta tecavüz etmişti. Ancak Özbeklerin başarılarından “Duçar-ı dehşet olarak” sonunun Necm-i Sani’nin sonu gibi, olacağından endişe ederek geri çekildi ve bir daha da Maveray-ı Ceyhun’a gelmedi [2].            Özbekler, Şah Tahmasb’ın cülusundan itibaren on iki yıl da altı defa Horasan’a girmiş ve orası için mücadele etmişlerdi[3]. devamını oku…

Genel