Prof. Dr. Remzi KILIÇ

XVI. ASRIN İKİNCİ YARISINA DOĞRU RUSLARIN TÜRK İLLERİNDEN KAZAN VE ASTARHAN’I İŞGAL ETMELERİ

Kılıç, R. (2001). XVI. Asrın ikinci yarısına doğru Rusların Türk illerinden Kazan ve Astarhan’ı işgal etmeleri. Türk Kültürü, YIL XXXIX, S. 454, Ankara, ss. 90-96.

Prof.Dr Remzi Kılıç
Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

ÖZET:

Altınordu Devletinin yıkılmasından sonra Karadenizin kuzeyinde kurulmuş olan Türk Hanlık-larından, Kazan ve Astarhan Hanlıkları xvı. asırda Ruslar tarafından taeker teker ortadan kaldırılmıştır. Binbir güçlükle kurulmuş olan bu Türk hanlıkları ne yazıkki, Rus Çarlarının entrikaları, beyler arası süren taht mücadeleleri sonucu önce zayıflatılmış, sonrada ortadan kaldırılmıştır. O devrin güçlü bir Türk Devleti olan Osmanlılar bazı destek ve muhaberât girişimlerinde bulunmuşlarsada bu Türk Hanlıklarının Ruslar tarafından yıkılmasına engel olamamışlardır. Tarihimizin iyi bilinmesi ve ders alınması için bu araştırmayı yararlı olacağı düşüncesiyle ortaya koyuyoruz.

Anahtar Kelimeler

Kazan Hanlığı, Astarhan Hanlığı, Rus Çarı, Osmanlı Devleti, Hanlar.

XXI. Asra doğru yaklaşırken Türk Dünyasının uyanış ve dirilişi göz önüne alınarak,geçmiş asırlar-daki ders alınması icabeden önemli tarihi olayları, aynı hataları tekrarlamamak için belirtmek sanırım ye-rinde olacaktır.
Osmanlı Devleti xvı. asırda en azametli ve en kudretli devrini yaşamaktaydı. Anadolu toprakları başta olmak üzere , Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının o günkü stratejik noktalarına hakim olmaya çalışı-yordu. Bu asırda Osmanlı Devletinin başında Yavuz Sultan Selim (1512-1520),Kanuni Sultan Süley-man(1520-1566), II.Selim(1566-1574), III. Murat (1574-1595) gibi padişahlar bulunmuşlardı.
Rusya ise, xvı. asra kadar dünya tarihinde önemli bir varlık gösterememişti. Ancak, Rus-yadaki prens ve derebeylikleri etrafına toplayarak Rus Devletinin temellerini atan III. İvan(1462-1505) za-manından itibaren Rusların gücü hissedilir hale gelmişti. III.İvandan başlayarak Kazan ve Astarhan(Ejderhan) Hanlıkları başta olmak üzereTürk İlleri Rusların saldırılarına mâruz kalmışlardı.
Özellikle IV. İvan (1533-1584) dönemi, Rusların güçlendiği, Türk İllerinde hüküm süren, Kazan, Astarhan, Kırım ve Nogay gibi Hanlıkların zayıfladığı bir dönem olmuştu. Denebilirki, xvı. asırda Türk İlleri için, güneydeki Şii -Safevî tehdidinden başka kuzeyde Rusya yeni bir tehlike oluşturmaya başlamıştı.
Altınordu Devletinin dağılması sürecinde, Uluğ Mehmed Han tarafından kurulan Kazan Hanlığı (1437-1556)nın başkenti Kazandı. Ruslar için önemli bir düşman olan bu devlet , Türk-İslam muhitinin ;şimal-i garb;ında mühim nakil yollarından birini teşkil eden Volga (İdil) nehrinin orta mecrasında eski Bulgar Devleti sahası üzerinde kurulmuştu . Kazan Hanlığının; batısında Kırım Hanlığı ve Moskova Beyli-ği, güneyinde Astarhan(Ejderhan) Hanlığı, güneydoğusunda Nogay Hanlığı, kuzeyinde Çin kavimleri ile meskun sahalar, kuzeydoğusunda ise Sibirya Hanlığı bulunuyordu .
Kazanlılar başlangıçta Ruslara tâbi bir durumda iken, 1521 den sonra Kırım Hanları burada aralık-sız yirmi sekiz yıl hüküm sürmüşler ve bu suretle zayıfta olsa Osmanlılarla dolaylı bir irtibat kurmuş bulu-nuyorlardı .
Kazan Devletinin yüzyılı aşkın hayatı , Rus saldırılarına karşı varlık ve istiklâlini korumak için sü-rekli savaşmakla geçmiştir. Moskovanın ;burnunun dibi;ndeki Kazan Devleti, yaşadığı müddetçe Rus ya-yılmacılığının doğu yönünde ilerelemesi, yani Avrupanın Asya üzerine yürümesi mümkün gözükmüyordu . Bu nedenle Kazan Hanlığı ve tarihinin bilinmesi çok önem arzetmektedir.
Uluğ Mehmed (Muhammed) Han (1437-1445) Rus toprakları üzerinde bir Türk Hanlığı (Kâsım han-lığı) kurarak bu sayede Rusyanın kontrolünü sağlamak istemiş, ama bu Hanlık daha sonraları Rusların Türk İllerine karşı kullandığı bir âlet haline gelmişti . III. İvan 1487de, iç karışıklıklar nedeni ile hücum ederek Kazan Hanlığını ; Rusyanın himayesi; altına aldı.
Uluğ Mehmed Hanın torunu Mehmed Emin (1502-1518) Ruslar tarafından ;Han; tayin edilmiş ol-masına rağmen Ruslara karşı giriştiği seferlerle ün kazanmıştı. Mehmed Emin Han III. İvanın ölümünden yararlanarak Kazanı tekrar bağımsız hale getirmeyi başarmıştı . Hatta Rusya içlerine kadar ilerleyerek ka-zandığı bir zaferden sonra doğudaki Özbek hükümdarı Muhammed Şeybanî Han kendisini bir şiirle tebrik ederek, ;Urus kâfirini kırmışsın oğul , Sana gazîlik mübârek olsun; demişti .
Kazan Hanı Mehmed Emin, daha sonraları Ruslarla iyi komşuluk yapmak siyasetinde karar kılmış, ama bu durum uzun sürmeyerek, Rusların Kazan Hanlığına baskıları yeniden artarak devam etmiştir. Artık Rus istilâlarından usanmış olan Kazanlılar , Kırımla anlaşıp bir baskın şeklinde Sahib Giray Han(1522-1524)ı başlarına geçirmişlerdi. Bundan sonra Kazanda Giray sülâleasi hâkimiyeti başlarki, şüphesiz bu iş de Osmanlıların nüfuzu da gözardı edilmemelidir . Çünkü Kazan Hanlığı ile Osmanlı Devleti arasındaki ilişki-ler Kırım Hanlığı aracılığı ile yürütülmekteydi diyebiliriz.
Sâhib Giray, Kazan Hanı olduktan sonra, Ruslar onu tahttan indirerek kendi adamlarını onun yerine çıkarmak için çok büyük çaba sarfettiler. Rusya Devleti karşısında yalnız kalmaktan korkan Kazan Hükûmeti, 1523te Kânunî Sultan Süleymana bazı elçiler göndererek, Kırım Hanlığı ile yapılan andlaşmaya benzer , iki devlet arasında bir dostluk andlaşması imzaladılar. Kazan Hanlığı bu andlaşmaya göre, Osmanlı devle-tinin siyasî hâkimiyetini tanıyacak ve hükümdarları Osmanlılar tarafından tayin edilecekti. Buna karşılık Osmanlı Devleti, Kazan Hanlığına karşı yapılacak herhangi bir dış saldırıya karşı yardımda bulunacaktı .
Bir başka rivayete göre de Sâhib Giray Kazan Hanı olduğu zaman hutbeyi Osmanlı pâdişahı Kanu-ni Sultan Süleyman adına okutmuştu . Yukarıdaki andlaşmaya istinâden Osmanlı sefiri İskender bey, Rus hükûmetine resmen Kazan Hanlığının Türkiye topraklarının bir parçası olduğunu bildiriyordu. Oysa Rus hükûmeti Kazan Hanlığının bu durumunu kabûle hazır değildi. Bu Hanlığı kendi hâkimiyetine almak için askeri hazırlıklara ise çoktan başlamıştı. Bu kadar krıtik bir dönemde o zamanki Kazan hükümdarı Sahib Giray tahtını on üç yaşındaki oğlu Safâ Giray (1524-1531)a bırakarak kendisi İstanbula gitmişti. Türk-İslam dünyasının en uzak bölgesinde bulunan ve nisbeten daha güçsüz ve küçük olan Kazan Hanlığı, böylece kuvvetli Rusya İmparatorluğu karşısında çaresizliğe ve yalnızlığa terkedilmişti .
Akdes Nimet Kurat, farklı bir yaklaşım ve yorum ile diğer tarihçilerin aksine Kazan Hanlığının OsmanlıDevletine bağlanması hakkındaki iddiaları, ; tarihi hakikatten uzaktır; diyerek kabul etmez. ;Sâhib Giray Hanın Kırımlı oluşu ve Kırımında Osmanlı himayesinde bulunması, âdetâ Kazan Hanlığınında Osmanlı pâdişahının himayesi altına girdiği intibâını vermiştir;, demektedir. Kazanın Osmanlı Devletine bağ-landığı ;…iddiasının özellikle Kazanda yazılan ;Tataristan Tarihi;nden çıkmış olması ayrıca dikkat çekicidir. Bununla Rus halkının nasıl Tatar halkını Türk Sultanları, pâdişahları ve beylerinin boyunduruğu altına düş-mekten kurtarmış olduğu âşikârdır. Yani tam bir propaganda parçasıdır; diyor. Yine Kurata göre Kazan ile Türkiye arsında sınırlı ölçüde ticaret; özellikle ;Bulgârî deri; ilişkisi vardı.Fakat İdil boyundaki bu Kuzey Türk-İslam ülkesiyle İstanbul arasındaki münasebetler hemen hemen yok denilecek kadar azdı . Nimet Kurat, Osmanlı Devleti ile Kazan Hanlığının ileri derecede bir münasebet içinde olduğunu reddetmektedir.
Kurat, buna delil olarak şu hâdiseyi örnek gösterir: Kanuni Sultan Süleyman, babası Yavuz Sultan Selimden sonra tahta cülûs ettiğinde, yeni hükümdârı tebrik için 1521de İstanbula Rusyadan Tietyok Ga-bin adını taşıyan bir elçi gönderilmiştir. Elçiye verilen tâlimatnâme de Kazan Hanlığına ait şu hususlar vardı: Eğer Osmanlı pâdişahı Rusların Kazana yaptığı baskılardan sorarsa, Osmanlı pâdişahına bu hususta gerekli açıklama yapılacak; onlara baskı yapılmadığına,(Kırım Hanı onların cami ve mescitlerinin yıkıldığını söyle-miş, bunu inkâr ederek) Kazana karşı siyâsetin ; meşru; olduğuna iknâ edilecek, 1487de Kazanlılarla yapılan anlaşmaya riayet edildiği söylenecekti. Ama, Kanuni Sultan Süleyman, elçiye bu konudan hiç bah-setmedi bile , demektedir.
Gözüken odur ki, başlangıçta Moskof Çarı, ağır ağır emin adımlarla şarka, Türk İllerine doğru yürü-yerek, Kazan Hanlığına artsız arkasız darbeler indirirken, Kanuni Sultan Süleyman bu Rus yayılmasına ve genişlemesine karşı ciddi bir siyâsi adım atamamıştı. Bununda sebebi diğer iç ve dış gaileler olsa gerek, diye düşünebiliriz.
Kanuni Sultan Süleyman nihayet onbir yıl aradan sonra 1563de bu konu ile ilgilenebildi. Meşhur Türk hükümdarı, Avrupa seferlerinden Kuzey Türk Yurdu ile meşgul olmak ve bu maksatla Astarhanı zaptet-mek için oralara ordu sevketmek istiyordu. Bu meseleyi çözebilmek için erzak ve atlar hazırlanmasını istemiş, kendisi de yeniçeriler göndereceğini belirtmiş ise de Kırım Hanı Devlet Giray, bu teşebbüsün son derece ağır ve zahmetli ve hasaratlı olmakla beraber faydasız olacağını söyleyerek, Osmanlı pâdişahını bu işten vazgeçir-di. Bu diplomatik başarısının sonucunuda Çar IV. İvana bildirdi .
Bu sırada Kazan Devletinin içeriden çökmüşlüğü, birbirine zıt aristokrasi, partiler arası mücadeleler, moskof taraftarı hainler de, Rus işgaline âdetâ yardımcı oluyorlardı . Bu durum ise Kazan Hanlığının acı sonunu hazırlayacaktı.
Tarihçilerimizden İsmail Hami Dânişmend ise, Kazan Hanlığının yıkılış sebebinin Timur olduğunu söylemektedir. Ona göre Kazan ve daha sonra Astarhanın Ruslar tarafından işgalinde en büyük tarihi sorum-luluk Timurlenke aittir.Çünkü zamanla Rusyaya hakim olan Altınordu Devletine birtakım hissî sebeplerle 1391 ve 1395 tarihlerinde indirdiği iki darbe ile bu iki hanlığın inkirazına Timurlenk sebep olmuştu. Harezimden Kırıma kadar uzanan sahalardaki Türk ve Moğol kabileleri, kırmak ve kaçırmak suretiyle de müslüman nüfusu bakımından buraların boşalmasına, dolayısıyla müstakbel mukavemet imkanlarının kırılma-sına sebebiyet vermiş, bu vaziyet itibariyle Rusyanın tekâmülünde en mühim rolü Timur oynamış, ondan sonra III. ve IV. Ivan’lar da onun hazırladığı zeminden istifâde ederek Rusya İmparatorluğunu vücuda getir-mişlerdi , demektedir.
Rus saldırıları sonucu xvı. asrın ortalarında memleketin dağlık kısmı olan İdil(Volga) nehrinin sağ tarafında olan bölgeler Moskofların nüfuz bölgesi haline gelmişti. Böylece Rusların başkent Kazanı alma umutları artmış oluyordu.Kazanı almak ise bütün Kazan Hanlığını almak demekti. IV. İvan 1550de Kazan şehrini almak amacı ile büyük bir ordu ile Kazanı kuşatmış, ancak başarılı olamayıp geri çekilmek zorunda kalmıştı . Kazanlıların bu zaferi üzerine, Mehmed Şerifî adlı Kazanda yaşayan Şerifî mahlaslı bir şair 1550de doğu türkçesi ile ;Zafernâme-i Vilâyet-i Gazan; ünvanlı mükemmel eserini Kanuni Sultan Süleyman ‘a göndermişti. Şair bu raporunda Kazanı doğrudan doğruya Osmanlı vilayeti olarak zikretmekteydi. Şüphe-siz Şerifî bu hareketi ve ;Sâhib-i Devletleri; tâbiriyle bahsettiği Osmanlı Sultanının bu olaylara ;nazar-ı dik-kati;ni çekmeye çalışıyordu . Şair Şerifî bu zaferi kesin bir zafersanıyordu. Ne yazık ki, Kazandaki iç çe-kişmelerinde etkisiyle 1552de IV. İvan Kazan şehrini tekrar işgal etmişti .
Kazan Devletinin tarihe karışması gerek Rus, gerekse Türk tarhinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Zira, Kazan Hanlığı topraklarının Rusyaya ilhâkı, Ruslara İdil nehrine engelsiz bir geçit sağladığı gibi, Osmanlılarla Rusları dorudan yüzyüze getirdi ki, bunu sonraki yıllarda devamlı ve uzun süreli çarpışma-lar tâkip etmiştir . Kazan Hanlığı Korkunç (IV.) İvan gibi bir canavar tarafından zaptedilince, Türkler müthiş bir baskı altına alınmıştır. Denilebilir ki, Kazan Türklerinin uğradığı felâketlere hiçbir Türk toplumu uğra-mamıştır .
Korkunç İvan 1554 yılında Nogay Beylerinin de yardımı ile Astarhan şehrini de işgal etmiş bulunu-yordu. Astarhanın alınması Kazan sükûtunun bir sonucu idi. Aradan geçen iki yıl içinde, 1556 yılına gelindi-ğinde, Moskoflar yalnız İdil Havzasına değil, Hazar Denizi ile Karadeniz arasındaki; Nogaylara, İdil üzerin-deki Kazaklarında ekseriyetine hükmediyorlardı. Böylece Rusların nüfuz ve hakimiyeti Kafkaslara ve Karadenize kadar uzanmış oluyordu . Moskovanın Türk-İslam İllerini bir bir ele geçirmesi ve nüfuzlarının bu derece ilerlemiş olması tabiatıyla Osmanlı Devletinin ve Kırım Hanlığıın rahatını kaçırmıştı. Üstelik Kazan Türklerinin, hatta İdil boylarında yaşayan Fin Uluslarının elçileri Bahçesaray ve İstanbula kadar gelerek, Orta İdili istilâ eden Rusların zulüm ve vahşetinden şikâyet ederek yardım istiyorlardı. Bu sebepler-le beraber Korkunç İvanın batı kıyılarına doğru yayılma meşgûliyetinden faydalanarak, geç de olsa Osmanlı ve Kırım hükümetleri Astarhan ve Kazan davası ile uğraşmak zorunda kalmışlardı .
Kazan Hanlığından sonra Astarhan Hanlığınıda ele geçiren Ruslar, Kazanda yapılan katliamı Astarhanda da tekrarlamışlardı. Türk halkının canına ve malına öyle dehşetli bir darbe indirilmişti ki, bundan sonra onların bellerini doğrultmak imkansız hale gelmişti. Kuzey Kafkasyadaki Çeçenler, Çerkesler ve Gür-cüler arasındaki mücadelelerde mağlup olan beyler IV. İvana gidip sığınıyorlardı. Kazan ve Astarhanın düşmesinden sonra bu beyler, kendi ahalilerinin Rusya hakimiyetine girmek istediklerini ileri sürerek Rusları buralara davet ediyorlardı. Ruslarda bu durumdan istifade ederek ilerlemelerine Terek nehrine kadar devam etmişlerdi. Ancak bu son Rus ilerleyişi üzerine İstanbulun dikkati bu yöne çevrildi , diyebiliriz.
Kanuni Sultan Süleyman gibi kudretli bir pâdişahın, Osmanlı Devletinin başında bulunduğu bir dö-nemde, onca gelen elçi ve mektuplara rağmen; Niçin Kazan ve Astarhan Hanlıklarına gereken yardım ve ilgi gösterilemedi? Rusyanın Türk İllerine yayılması neden engellenemedi? Zamanında müdahele edilemezmiydi? gibi sorular sorulabilir. Şunu hemen belirtelim ki, Kanuni Sultan Süleyman‘ın pâdişahlığı boyunca yapmış olduğu onüç ;Sefer-i Hümâyûn;dan on tanesinin batıya, üç tanesininde Şii-Safevî (İran)ler üzerine olduğu hatırlanmalıdır.
Rusya İmparatorluğu, Türk Hanlıkları ile uğraşırken, batı sınırlarının karışması,Kanuniyi mecburen batıya yöneltirken, Osmanlı Devletinin doğusunda Şii-İranın varlığını devam ettirmesi ve Türk-İslam âle-minde büyük parçalanmalara sebep olmasıda, zaman zaman doğuya yönelmesine sebep olmuştu. Türkistan Türkleri ile Osmanlı Türkleri arasında geçit vermez bir dağ gibi uzanan Şii-İran bu iki büyük Türk topluluğu-nun birbirleri ile münâsebetlerini kaybetmelerine ve bir birlik kuramamalarına sebep olmuştu. Şii-İranın bulunduğu coğrafyada varlığı, Batı Türkistan Türklerinin Rusya esaretine düşmelerine zemin hazırlamıştı .
Netice olarak şunu belirtmek gerekir ki, IV.İvan askerleriyle birlikte, Kazan ve Astarhanı, Kırım Hanlığı Hanlarının ihmali ve bazı Nogay Beylerinin de desteği ile fecî bir şekilde işgal ederken, Kanuni Sul-tan Süleymanın askerleri, 1553-1554 yıllarında Anadoluda Şehzâde Mustafa hâdisesi ve İran yaylalarında Üçüncü İran seferinde bulunmaktaydı . Öyle anlaşılıyor ki, Ruslar tâ o zamandan, Çar III. ve IV. İvandan itibaren; Türk İllerini işgal ve istilâ için ;böl, parçala, yut; taktiğini kurnazca uygulamışlar ve (ne yazık ki) bunda da başarılı olmuşlardı. Bütün Türk Dünyasının xvı. asırda ağabeyi ve koruyucusu durumunda olan Osmanlı Devleti, ne zaman batıda (Avrupada) veya doğuda (İranda) bir seferle iştigal etmiş olsa, derhal Ruslar Türk Hanlıklarına taarruz ve baskılarını artırmışlardı.
Osmanlı Devleti ile Türk Hanlıkları arasındaki ilişkilerin, özellikle Rusların Türk İllerini işgaline ve Şii-İrana karşı olduğunu söyleyebiliriz. Bütün iyi niyet ve dostluk çabalarına rağmen, Osmanlı Devletinin batıda Avusturya-Macaristan ile uzun süren savaşlar yapması ve Türk Hanlıklarının kendi içlerinde sürekli birbirileri ile mücadele etmiş olmaları, Türk İllerini Rusların işgal etmelerine mani olamamıştır. Rusyanın xvı. asırda başlayan Türk İllerini yavaş yavaş işgali xx. asrın başlarına kadar devam etmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, Türk milletinin düşmanlarına fırsat vermemek ve uzun vâdeli devlet çıkarlarını gözetmek için birlik ve beraberlik ruhu içerisinde hareket etmemiz gerekmektedir.

BİBLİYOGRAFYA

Arat, Reşit Rahmeti, ;Kazan;, İ.A.,M.E.B.,İstanbul,1967, C.VI,ss.505-522.
Asrar, N.Ahmet, Kanunî Sultan Süleyman ve İslam Alemi, 2. Baskı, Hilal Yayınları, İstanbul,Tarihsiz.
Battal, Abdullah Taymas, Kazan Türkleri, Ankara, 1966.
Celâlzâde, Koca Nişancı Mustafa Çelebi, Tabakâtul-Memâlik fî Dercâtil-Measâlik, Fatih Kitaplığı, nr.4423,(Türkçe Yazma), Süleymâniye Ktb., İstanbul.
Dânişmend, İsmail Hami, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, İstanbul, 1948.
Deguignes, Hunların, Türklerin, Moğolların ve sair Tatarların Umumî Tarihi, terc. Hüseyin Cahid,
İstanbul, 1925.
Grousset, Rene, Bozkır İmparatorluğu, terc. M. Reşat Uzmen, İstanbul, 1980.
İnalcık, Halil, ;Osmanlı Rus Rekâbetinin Menşei ve Don Volga Kanalı Teşebbüsü(1569);, Belleten, C.XIII, S.46, Ankara, 1948,s.349-402. Kurat, Akdes Nimet, Türkiye ve İdil Boyu, Ankara, 1966.
Lütfi Paşa, İbn Abdul-Muin, Tevârih-i âli Osman Li Lütfi Paşa, Amire Basımevi, İstanbul, h.1341.
Saray, Mehmet, ;Başlangıcından Petroya Kadar Türk-Rus Münasebetlerine Genel bir Bakış;, Tarih Dergisi, İ.Ü E.F., S.35, İstanbul,1994,ss.193-222.
Saray, Mehmet, , Rusyanın Türk İllerine Yayılması İstanbul, 1975.
Saray, Mehmet, Türk-İran Münasebetlerinde Şiiliğin Rolü, Ankara, 1990.
Togan, Zeki Velîdi, XVI. Asırdan Günümüze Kadar Müstemleke Devrinde Asya Tarihi, İstanbul, 1965-1966.
Togan, Zeki Velîdi;Kazan Hanlığında Türk-İslam -İslam Kültürü;,İslamî Tetkikler Enstitüsü Dergisi,III, C.3-4den Ayrı Basım, İstanbul, 1966.
Yakubovskiy, A. Yu., Altınordu ve Çöküşü, çev. Hasan Eren, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1992.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir