Prof. Dr. Remzi KILIÇ

Kanuni Sultan Süleyman ‘ ın Irakeyn Seferi ‘ nde (1533-1535) Doğu ve Güneydoğu Anadolu ‘ daki Gelişmeler

Kılıç, R. (1999). Kanuni Sultan Süleyman’ın Irakeyn seferinde (1533-1535) Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki gelişmeler. Bilig Dergisi, S. 9, Ankara, ss. 115-131; (Bilig; Cambridge ScientificAbstracts’ınSociologicalAbstractsManaging Editörlüğü ve London School of Economics’inİnternationalBibliography of theSocialSciences tarafından düzenli olarak taranmakta ve İngilizce özetleri “Online Services”lerinde yer almaktadır).

Prof.Dr Remzi Kılıç
Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

ÖZET:

Avrupalıların Muhteşem Türk diye bildikleri Osmanlı Devleti Padişahı Kanuni Sultan Süleymanın Şii-İran üzerine yapmış olduğu meşhur Irakeyn Seferi sırasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizde ortaya çıkan gelişmeler nelerdir? Bu topraklarımızda yüzyıllar önce Şii-İranın baskı, zulüm, saldırı ve propogandaları nasıl bertaraf edilmiştir? Bölgede yaşayan Türk-Kürt vali ve beylerinin milletimizin birliği için gösterdiği çabalar nelerdir? Osmanlı Devletinin aldığı tedbirler, bölgede oluşan huzur ve güvenin temininde Osmanlı Ordusunun faaliyetleri, bu araştırmada ortaya konulmaya çalışılmıştır. Irakeyn Seferi boyunca takip edilen yollar, karşılaşılan güçlükler, elde edilen başarılar ve Erzurum Eyaletinin teşekkülü açıklanmıştır.

Anahtar Kelimeler:

Kanuni Sultan Süleyman, Osmanlı Devleti, Irakeyn Seferi, Tebriz, Beyler, Ordu.

Avrupalıların Muhteşem Süleyman diye tanıdığı, Kanuni Sultan Süleymanın onüç defa Sefer-i Hümayuna çıktığı ve bunlardan üç tanesini Şii-İran üzerine yapmış olduğu bilinmektedir. Gerek Yavuz Sultan Selimin Çaldıran Seferi (1514), gerekse Kanuni Sultan Süleymanın Irakeyn Seferi (1533-1535), başta Doğu ve Güneydoğu Anadoluda, Osmanlı Devleti ile Şii-Safevi Devletinin hakimiyet ve nüfuz mücadelesinin bir tezahürüdür, diyebiliriz.
Kanuni Sultan Süleyman devrinde Osmanlı Devleti,bir takım sebeplerden dolayı, İran Seferine çıkmaya karar vermişti. Bu sefer ile doğu Anadoludan İran nüfuz ve hakimiyetini atarak Basra Körfezine inip, Hint Okyanusu siyasetine devam etmek arzusundaydı[1] . Osmanlı- Safevi çatışması şüphesiz sırf dini-mezhebi değildi. Her ikisi de sahip oldukları siyasi ve stratejik maslahatlarını kullanarak, İslam alemi üzerinde büyük ve kuvvetli bir saltanat kurmak istiyorlardı[2] .
XVI. Yüzyılda Osmanlı Devleti ile Şii-Safevi(İran) Devleti arasında kıyasıya süren bu çekişme ve mücadele de, Doğu ve Güneydoğu halkının tercih ve teveccühü hangi tarafa ve nasıl olmuştu? Osmanlı Devleti padişahları niçin Şii-Safevi Devleti şahlarına tercih edilmişti? Kanuni Sultan Süleymanın Irakeyn Seferi esnasında doğu ve güneydoğu Anadoluda ne gibi değişiklikler ve gelişmeler olmuştu? Bu bölgelerimizin Türk-Kürt aşiret beyleri ve askerleri, nasıl inanç birliği yaparak, Osmanlı askerleri ile bizzat Tebriz, Hemedan, Bağdat gibi birçok İran şehirlerine akınlar yapmışlardı? İşte bu hususları, tarihi kaynaklar ve vesikalardan yola çıkarak araştırıp ortaya koymaya çalışacağız.
Irakeyn Seferi olarak bilinen ve Kanuni Sultan Süleymanın Şii-Safevi Devletine karşı ilk seferi olan Osmanlı-İran savaşı (940-942/1533-1534) xvı. asır siyasi ve askeri tarihimizin önemli bir hadisesidir. Bu savaşın sebebi olarak; Şii-Sünni gerginliğinin yanı sıra tarih kaynaklarının hemen hepsi Bağdad ve Bitlis meselesi ve Azerbaycan valisi Ulama Hanın Osmanlı Devletine ilticası olayını müttefiken zikretmektedirler[3]. Ancak bunlar zahiri sebepler olup, gerçek sebebin yakın şarkta siyasi nüfuz ve hakimiyet kurmak olduğunu söyleyebiliriz.
Irakeyn Seferi öncesi, Güneydoğu Anadolunun büyük bir kısmı; Kiğı, Arapkir, vs. güneyde
Musula kadar uzanan yerler Diyarbakır vilayetine bağlı bulunmaktaydı. Karadenizde Canik (Samsun) ve Trabzondan orta Fırat havalisine kadar devam eden geniş saha, Rum(Sivas) vilayetine tabi idi. Kahta, Gerger sancakları ve bütün Suriye, Adana, Tarsus, Sis (Kozan), Antep ve Birecik sancakları Şam vilayetine bağlı idiler. Bunların doğusunda Diyarbakır vilayetine bağlı, Urfa(Ruha), Siverek, Mardin ve Siirt sancakları, Hısn-ı Keyfa kazası ile Cizre hükumeti bulnmaktaydı[4]. Bağdat başta olmak üzere, Irakın bir kısmı ile, Kars, Erzurum, Ağrı, Van ve Hakkari çevresi, Safevi Devleti hudutları içerisindeydi[5].
1533 yılında İran seferine karar verilip, eyalet ve sancaklara hazırlık emri gönderilirken, Diyarbakırda bulunan Anadolu Beylerbeyisi Fil Yakub Paşa ile resmen Bitlis Beylerbeyisi olan Tekeli Ulama Paşaya, yeniden varıp Bitlisi zaptetmeleri buyurulmuş idi. Bunlar Diyarbakırdan aldıkları top ve asker ile Bitlise giderken Hizan yolu üzerindeki Tatik nahiyesine doğru yönelmişlerdi. 1532 yılı Eylül ayında Şah Tahmasb(1524-1576)ın yardımı ile yeniden Bitlis Emirul-Ümeralığına getirilen Şeref Han da, Hizanı almak üzere Hizanlı Davud Beyi kalede kuşatma altında tutuyordu. Ulama Paşanın geldiği haberi duyulunca Şeref Han, Hizan kuşatmasından vazgeçti ve Kürt Beyleri hep birlikte Şeref Handan ayrılarak Ulama Hanla birleştiler.
Osmanlı Devletine -Bitlis Ocaklı Beyi oldığu halde – asi olarak Safeviler tarafına geçmiş bulunan Şeref Han, Safevilerden aldığı asker ve yardım ile Tatik Kalesinin güneyinde 8 Rebiulevvel 940/27 Eylül 1533de Osmanlı kuvvetleri ile karşı karşıya geldi. Yapılan savaşta Şeref Hanla birlikte binlerce kayıp verilmişti[6] . Ulama Paşa, Şeref Hanın kesik başını başvezir İbrahim Paşaya gönderip, asi olan Kürtlerin de tevbe ederek Şeref Hanın oğlu III. Şemseddin Beyin başına toplandıklarını bildirmişti. İbrahim Paşa Konyaya varmadan Çınarlı konağında Ulama Paşanın zafernamesini ve IV. Şeref Hanın kesik başını kendisine getirmişlerdi.
Bitlis Beylerbeyiliği, Ulama Paşaya başka bir vazife verileceği vadi ile IV. Şeref Hanın oğlu III. Şemseddine, İbrahim Paşaya yapılan müracat üzerine verilmişti[7] . Bu durum, Doğu Anadolunun birlik ve beraberliği için kaydadeğer bir hareket olmuştu. Bu bölgemizdeki Beylerin Kanuni Sultan Süleymana ve Osmanlı Devletine yürekten fedakarca bağlanmalarını sağlamıştı. O sıralarda Konyadan hareketle yoluna devam eden, Serasker [8] İbrahim Paşa, 10 Cumadal-ahir 940/27 Aralık 1533de, kışlamak ve toplanarak gelecek olan orduyu beklemek üzere Halep şehrine doğru yönelmişti [9] .
Vezir-i Azam İbrahim Paşa, Halepte kış boyunca boş durmamış, askerleri kışlalara dağıtmış, Padişahdan her hususta mezun olduğundan, kış mevsimini Gevaş(Vastan) taraflarında geçiren Ulama Paşa vasıtasıyla birçok altınlar harcayarak, ilkbahar harekatında fethedilecek yerlerin kale komutanlarıyla temas kurmaya çalışmıştı. Bu arada Bitlisin 1533 yılı sonbaharında yeniden Osmanlılara geçmesi üzerine, kışı Horasanda geçiren Şah Tahmasb (1524-1576), Özbekler üzerine yürümekten vazgeçip, Osmanlı Devleti askerleri ile karşılaşmak için hazırlığa girişmişti[10]. 940-941/1533-1534 yılı kışını İran üzerine sefer hazırlıkları ile Halepte geçiren Vezir-i azam İbrahim Paşa, kaynaklarımızın da bildirdiği üzere ilkbaharda başlayacak olan harekat için tedbirler alıyor ve düşman hakkında alakadar olanlardan malumat topluyordu. Nitekim, Celal-zade; Padişah-ı alem penah kıbelinden mecmu efal-i harekatta mezun alel-ıtlak olan Serdarın, bazı kalelerin teshiri için tertibat aldığını bildirmektedir[11].
Kanuni Sultan Süleymana kişisel yakınlığı ile de bilinen Osmanlı başveziri İbrahim Paşa çok zeki ve akıllı bir devlet adamıydı. Halepte kaldığı sürece, sefer için bir taraftan askeri hazırlıklar yaparken, diğer taraftanda siyasi girişimlerini yürütmekteydi. İbrahim Paşa, en kuvvetli rivayetlere göre Yavuz Sultan Selim(1512-1520)den sonra, Osmanlı nüfuzundan sıyrılıp İran hakimiyetine giren, Türk-Kürt beylerini gizli vaadler, zımni tehditler ve çok bol ihsanlar ile elde etmeyi başrmıştı. Henüz Halepte iken, Adilcevaz, Erciş, Ahlat gibi kalelerin anhtarlarını veya bu kalelerin teslim sözlerini almıştı[12]. Serasker ünvanıyla Irakeyn Seferine çıkan İbrahim Paşaya, müşavir ve kethüda olarak, defterdar İskender Çelebi, padişahın emriyle sefer esnasında birlikte hareket etmeleri için tayin edilmişti. Zaman zaman aralarında ihtilaf ve çekişme oluyordu. Kanuni Sultan Süleyman, İbrahim Paşaya İstanbulda ordunun hareketinden evvel, İskender Çelebi ile daima müşavere etmesini ve sözünden çıkmamasını… emretmişti. Buna rağmen sefer sırasında ikisi arasında bir anlaşmazlık ve çekememezlik başgöstermiş bulunuyordu[13].
İbrahim Paşa, sefer esnasında bütün sorumluluğun kendisinde olduğu sebebiyle gayet temkinli hareket ediyordu. İstihbarat için casuslar ve güvendiği kimseler vasıtasıyla haberleşmeyi ihmal etmiyordu. Bu meyanda daha önce Diyarbakır Beylerbeyiliğinde bulunmuş olan, Ramazanoğullarından Süleyman Paşadan haber istemişti. İbrahim Paşa ona gönderdiği mektupta: Musulda cemiyet eylemesini ve yukaru kızılbaş ahvali ve evzaı hakkında sıhhatli malumat elde ederek kendisine bildirmesini emretmişti[14]. Süleyman Paşa cevabında, o sırada Heratta bulunduğunu haber aldığı Şah Tahmasb hakkında, birbirinden çok farklı rivayetler dolaştığı, Tebrizde bulunan ve Şahın kayınbiraderi olan Musa Sultanın dahi, kendi Şahı hakkında bilgisi olmadığını, Şah Tahmasbın kışı Kumda geçirmesinin kuvvetle muhtemel bulunduğunu, çünkü Özbek Hükümdarı Ubeydullah Hanın her an Mervden gelerek hücuma geçebileceği endişesi ile, Horasan hududundan ayrılamayacağının tahmin edildiğini bildirmekteydi. Süleyman Paşa, Bağdat hakkında ise İbrahim Paşaya şunları yazmaktaydı: Zülfikar Handan sonra Bağdat hakimi olan Tekeli Mehmed Han, üç dört senelik zahire tedarik ederek durumunu sağlamlaştırmaya çalışmaktaydı. Bağdata mücavir arap kabileleri ile arası iyi olmayıp zahiren beru canibe meyli de yoktu. Bütün bu bilgilerin, Musul beyi Seyyid Ahmed Beyden ve Osmanlı Devletine sadık bir dirliğe mutasarrıf Hüseyin Buşra adlı bir araptan aldığı bilgiler olduğunu belirtiyordu. Tekrar Musula giderek Bağdat tarafından daha sıhhatli ve yeni bilgiler getireceğini, bununla beraber Bağdatın emanlık üzere fethi müyesser olmasının lazım geldiğini açıklıyordu[15].
Başvezir İbrahim Paşaya bundan başka, Bağdat hakkında Kaytemiş adında birinden daha rapor gelmişti. İbrahim Paşa hazretlerinin saadetle teveccühü Bağdad canibinedür deyu Mehmed Hanı mezkur (Bağdat valisi Tekelü Mehmed) lain isatima idüb bu hususdan hayli perişan hal olub tevehhümden hali olmadığun bu canibde şayi olan ahbar vukuu üzere arzolundu demekteydi[16]
Halepte kaldığı süre içerisinde askeri ve siyasi hazırlıklarını tamamlayan İbrahim Paşa, 21 Mart 1534 yılı nevruz gününde, şehrin önündeki düzlükte bulunan ordugaha geçerek, Anadolu Eyaletleri askerlerinin Diyarbakırda toplanmalarını emretmişti[17]. Nihayet 22 Ramazan/7Nisan 1534de Serasker İbrahim Paşa, Halepten hareket ederek Diyarbakıra doğru maiyyetiyle beraber İran seferi için yönelmişti. Halepten Kanuni Sultan Süleymana 7 Nisan 1534 tarihli bir arz gönderen İbrahim Paşa burada; Şah Tahmasbın Horasan taraflarında kışı geçirdiği haberinin alındığını, Kürdistan ümerasının sadakatla devlete bağlı olduklarını, Kürdistan Beylerinin işten anlayan adamlarının haberler almak üzere İran içlerine doğru gittiklerini belirtmekte ve Padişahın zilkade gurresinde (14 Mayıs) Anadolu caniblerine teveccüh buyurmasının münasip olacağını, bütün beylerbeyilere askerleriyle Diyarbakır taraflarına yürümelerini tenbih ettiğini, bildirmekteydi[18].
Mektubun metni kısaca şöyledir: Sultan-ı Cihangir ve Hz. Sahib Kıran … emr-i istilam buyurulur ise bu ramazan-ı mübarekin yirmi ikinci günü mahruse-i Halebden kalkılub Diyarbekir caniblerine teveccüh olundu. Kızılbaş-ı evbaş taifesi bu kış Horasan taraflarında olduğu haberleri alınub diyar-ı şark haliya halidir dirler. Edraf ve cevanib de olan Ümera-i Kürdistan ki, kadimden ol tarafa tabiiler idi. Bu bendelerine ademleri ve haberleri varid olub külliyen sahib kıran-ı alempenah hazretlerinin atabe-i ulyalarına izhar-ı sadakat ve ihlas idüb tabi olmuşlardır… Hz. Sahib Kıran-ı alempenah dahi saadet ve ikbal ile inşalluhul-azze mübarek zilkade gurresinde Anadolu caniblerine teveccüh-i humayun buyursalar münasibdür… [19].
Halepten Diyarbakıra doğru hareket eden Serasker İbrahim Paşaya Doğu ve Güneydoğu Anadolu Beylerinin herbiri verdikleri sözü tutup, kaleleri teslim ettiler. Han-ı Süvarik konağına gelindiğinde; Adilcevaz, Erciş, Ahlat, Umur ve Sultan Kalesi ile bazı kalelerin teslim alındığı haberi başvezire ulaştırılıp, bu sevinçli haberler üzerine büyük tüfenk şenlikleri icra olunmuştur. Vanın fetih haberi üzerine İbrahim Paşa, Vanın muhafazası için Şam Beylerbeyi Hüsrev Paşayı göndermişti[20] . İbrahim Paşa 1 Zilkade 940/ 14 Mayıs 1534de Kara Amid Diyarbakıra gelmişti. Yanında altı bölük kapıkulu ve Yeniçeri (tüfenkçi ve topçu sınıfları)den başka, Anadolu(Kütahya), Karaman(Konya), Rum(Sivas), Dulkadır(Maraş) ve Diyarbakır Eyaletlerindeki bütün Beylerbeyileri ve askerleri, ayrıca Halep ve Şam Vilayetleri paşaları da askerleriyle gelip Serasker İbrahim Paşaya katılmaya başlamışlardı[21] .
İbrahim Paşa Diyarbakırda iken, yeni Bitlis Ocaklıbeği Şemseddin Bey, ağır armağanlar ile gelip, hizmete girerek, taraf etrafı ile birlikte İbrahim Paşadan sefer için vazife aldı. İran üzerine yapılacak sefer için, Osmanlı ordusunun toplanması amacıyla Diyarbakırda kırk elli gün kadar beklenmesi kararlaştırılmıştı. Bu sırada, diğer Ocaklı Kürt Beyleri de; İmadiye, Cizre, Siirt, Hısn-ı Keyfa, Hizan, Palu, Sason, Eğil, Çermik, Şirvan kaleleri beyleri, kuvvetleriyle gelerek hizmete dahil olmuşlardı[22]. Ayrıca, Siyavan kalesi Beyi Mahmud Emin Bey, birçok hediyeler ile birlikte kalenin anahtarını İbrahim Paşaya teslim etmişti. Bu arada Ruşeni, Cerem, Bidkar, Dosi, Tennur ve Hel kalelerinin hakimleri de bağlılıklarını bildirmişlerdi[23].
Diyarbakırda bu gelişmeler cereyan ederken, Serasker İbrahim Paşa ile, Başdefterdar İskender Çelebi arasında ordunun harekatı hususunda ihtilaf başgöstermişti. Serasker İbrahim Paşaya göre bu harekatın asıl gayesi, Bağdatı fethetmek ve Bitliste sükuneti sağlamaktır. Bitlis meselesi hallolmuş, artık Musul üzerinden Bağdata gidilmelidir. İbrahim Paşayı Suriye defterdarı Nakkaş Ali de desteklemektedir. Başdefterdar İskender Çelebi ise, seferin asıl hedefi İran ordusudur. Herşeyden önce bu ordunun bulunup mağlup edilmesi lazımdır. Bu iş yapılırsa Bağdat kendiliğinden Osmanlı Devletinin eline geçer. İran ordusu da Bağdatta değil Tebrizdedir. Tebriz aynı zamanda Şah Tahmasbın başkentidir. Burası tehdit edilirse İran ordusu ister-istemez başkentini korumak için gelecektir ve kesin neticeli bir savaş olabilir, fikrini savunmaktadır. İskender Çelebinin bu fikri Tekeli Ulama Paşa tarafından desteklenmektedir[24].
İbrahim Paşa ile İskender Çelebinin başlangıçta araları gayet iken, İskender Çelebinin daha zengin ve debdebeli olmasından dolayı, bir gün sefer hazırlıkları esnasında, İbrahim Paşa, İskender Çelebinin muhteşem maiyyetinden yüz on kişinin kendisine bağışlanmasını istemişti. O da otuz kişi göndermiş ve İbrahim Paşa buna gücenmişti. Ayrıca, Padişahın teveccühüne mazhar olan İskender Çelebi, İbrahim Paşaya Serasker kethüdası olarak bu sefere birlikte çıkarken, Padişah İbrahim Paşaya İskender Çelebinin sözünden çıkmamasını emretmişti. Tabi bu İbrahim Paşa için vesayet anlamına geliyordu. Halepten itibaren Arab ve Acem defterdarı da denilen, İskender Çelebinin makamına göz diken Suriye defterdarı Nakkaş Ali her fırsatta, İskender Çelebiyi İbrahim Paşaya kötülemekteydi.
Safevilerin Azerbaycan Valisi iken, Osmanlı Devletine sığınan ve Bitlis Beylerbeyiliğine getirilen, daha sonra birtakım siyasi sebeplerle İbrahim Paşa tarafından başka bir vazifeye getirileceği vaadi ile azledilmiş olan Ulama Paşa, İskender Çelebi ile birlikte hareket etmekteydi.
Bu şekilde oluşan iki guruptan İbrahim Paşa ve Ali Bey tarafı müthiş bir iftira tertibi ile bir gece ordu içerisinde bir gürültü çıkarıp, Defterdar İskender Çelebinin Hazine develerini yağma ettirmeye kalkıştığını iddia ederek Çelebinin adamlarından haksız yere otuz kişiyi idam ettirmişlerdi[25]. Başdefterdar İskender Çelebi ile Ulama Paşa kesinlikle Osmanlı ordusunun Tebriz tarafına yönelmesinin uygun olacağını, çünkü Şah Tahmasbın Horasan taraflarında olduğunu, Tebrizin ele geçirilmesi ile Bağdatın ve diğer şehirlerin daha kolay fethedileceğini ileri sürerek, İbrahim Paşayı Tebriz fatihliğine teşvik etmişlerdi[26]. Bunun üzerine 22Haziran 1534 yılında İbrahim Paşa kendi görüşüne aykırı olarak, İskender Çelebi ve Ulama Paşanın görüşleri doğrultusunda, Tebriz istikametine yürümeye karar vermişti.
Diyar-ı Acem hududunda vaki olan Bingöl dimekle maruf yaylakda durub ol mahalde Anadolu ve Diyar-ı Karaman ve Rum ve Memalik-i Arab (Şam ve Halep) asakiri külliyen muşarun ileyhin yanında cem olub … Azerbaycan Vilayetinden nice memleket ahalisi, Kızılbaş zulmünden bizar olmuş adalet-i padişahiye iltica idüb taze hayat bulmuş idi. Bingölde yirmi gün kadar ikamet edilerek bütün leşkerin toplanması sağlanmış, bu arada ordunun hareketi ile yeniden bizzat ol vilayedde olan kalaların miftahların getirüb teslim idüb, Avnik ve Bayezid (Ağrının merkezi) ve Eleşgird ve Erciş ve Adilcevaz ve Aktamar(Van Gölündeki en büyük adanın kalesi) Kalaları ve bunun emsali nice kalalar dahi taht-ı teshire alınub azim fütuholdu.[27]

Serasker İbrahim Paşa, Van gölü çevresindeki kasaba ve kaleleri, Kürt boy ve oymaklarını Osmanlı Devletine itaatle bağlamış olan Tekeli Ulama Paşayı, Azerbaycan hükumetine Beylerbeyi olarak 23 Haziran 1534de tayin etmiş ve Ulama Paşa otuzbin asker, develer ve mevsim boyunca yetecek yiyecekler ile Tebrizi ele geçirmek üzere bolca ihsanlarla önden gönderilmişti.[28] Irak hükumeti Bayındıroğlu Murat Beye verildi. Irak-ı Aceme tayinler yapılıp, Akkoyunlu hanedanı mensupları ile beylerine verilip, Nahçıvan sancağı, Ulama Paşanın kardeşi Veli Beye, Merağa sancağı Tekeli Veli Cana verilmişti[29].
Burada şunu ifade edelim ki, Tabakatul- Memalik müellifi Celalzadeden itibaren bazı kaynaklar farklı bilgi vererek, Tebrize doğru yöneldiği sırada hayli kaleler fetheden İbrahim Paşanın askerleri arasında: Şaha Şah gerek imiş, mahalli zarurette askere penah gerek diyerek, Padişahı başlarına istedikten sonra, Başvezir Serasker İbrahim Paşanın Kanuni Sultan Süleymana sefer için mektup yolladığını bildirmektedirler. Halbuki, İbrahim Paşa Halepten 7 Nisan 1534 tarihli mektubuyla Kanuni Sultan Süleymanı sefere davet etmişti [30]. İbrahim Paşanın, Padişaha elimizde bulunan ikinci arzı, 22 Zilhicce 940/ 4 Temmuz 1534 tarihli olup, Doğu Anadoludaki fütuhatı bildirmek üzere yazılmıştı[31] .
Bostan(Ferdi)ın açıkladığı üzere, Serasker İbrahim Paşa Diyarbakırda kırk-elli gün kadar kalıp, Kürdistan Ümerası ile sefer tedbirinde bulunduktan sonra, 1534 yılı haziran sonlarında Tebrize müteveccihen hareket etmişti. İbrahim Paşa Doğu Anadoluda iki hafta içerisinde yapmış olduğu fetihleri, Kürt Beyleri ile Safevilere karşı birlikte hareket planlarını, yirmi gün kadar Bingöl yaylasında, bütün umera ve askeri toplama ve bekleme işlerini bu mektubunda belirtmişti[32]
İbrahim Paşanın Kanuni Sultan Süleymana gönderdiği bu uzunca mektubunda belli başlı şu hususlara yer verilmişti: Diyar-ı şark istihlasına azimet olundukda Azerbaycan eyaleti Beğlerbeğilik tarikiyle Hazret-i Sahib kıran-ı alempenahın kullarından birisine ihsan olunmak vech ve münasib görüldüğüne binaen Azerbaycan Beğlerbeğiliği Ulama Paşa bendelerine tevcih olunub, umumen Ümera-i Kürdistan ile ve bir bendegan-ı dergah-ı feth-aşiyan ile Tebriz caniblerine irsal olunub bu kulları dahi geru ecnad-ı nusret-mutad ile Amidden çıkub diyar-ı şark ile memalik-i mahmiye-i hakani hududuna karib olan bazı hisarların taife-i evbaş-ı dalalet-irşad ellerinde olub…. Kala-i Bayezid ve Erciş nam kalalar feth olunub, cümle-i muzafat ve mülhakatı ve tevabi ve levahiki ile eyadi-i ibad-ı südde-i zafer mutadda mazbut ve musahhar vaki oldu. Tegayyurat-ı ara-i faside-i mülahide sebebi ile muattal ve hali olan cevami ve mesacidde ehl-i sünnet ve cemaat ayini üzere ezan okunub, ikamet-i salat-ı mefruza ve mesnune olunub ve camiinde cuma günü Hz. Sahib kıran-ı saadet-karinin ismi şeriflerine kıraat-ı hutbe okunub…[33]
Adilcevaz Kalesi muhafızları firar edince Sünni ve Hristiyan ahali kale anahtarlarını İbrahim Paşaya getirmiş, böylece Adilcevaz, Erciş ve Bayezid kaleleri 23 Haziran1534de alınmış oluyordu. Han-ı Süvarike varınca, Van hakiminin hem bu kalenin hem de Amük kalesinin anahtarlarını gönderdiği görülmüş, Şam valisi Hüsrev Paşa ise buraların ilhakı için tertibat almak üzere görevlendirilmişti. 24 Haziran 1534de Siyavan kalesi hakimi, Mahmudlu Türk aşiretinden, Emir Bey bizzat kalenin anahtarlarını getirmiş, Şii-Safevilerin müstahkem kalelerinden Toprak-kale fetholunmuştu[34].
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki şehirler, kaleler ve topraklar bir bir Osmanlı Devletine ilhak ediliyordu. Başta Van olmak üzere, Amük, Hoşab, Siyavan, Bidkar, Cerem, Eleşgird, Ahtamar, Adilcevaz, Ahlat, Erciş, Vastan, Hel, Tanuza, Ruşeni, Bayezid vs. kaleler alınmıştı. İbrahim Paşanın arizasında belirttiğine göre, Osmanlı askerlerinden bir ferd telef olmayub Şam Beylerbeyisi Husrev Paşa herbir kalenin ahvalini tadarik için, buraların dirlik ve düzenliğine memur edilmiş, diğer kethuda ve muhafızlar da tayin edilmişti[35]. Bu isabetli ve karşılıklı anlayış içerisinde meydana gelen olumlu gelişmeler, yapılan girişimler ve İbrahim Paşanın yerli yerinde aldığı diğer tedbirlerden sonra Osmanlı Ordusu, Şii-Safevi topraklarına girerek Tebriz yönünde harekete geçmişti.
Serasker İbrahim Paşa, Temmuz 1534de, Şah Tahmasbın Horasanda bulunduğunu, Tebriz şehrini de Şahın kayınbiraderi Musa Sultan adlı bir kimsenin savunduğunu öğrendikten sonra, Ulama Paşa ve Dulkadırlu Beylerbeyi Ahmed Paşayı önden göndererek, kendisi de müteakiben Azerbaycan topraklarına girmişti[36]. Öte yandan Kanuni Sultan Süleyman, henüz Irakeyn Seferine çıkmadan bir müddet önce validesi Hafsa Hatun 19 Mart 1534de, peşinden 16 Nisan 1534de İbn-i Kemal adıyla meşhur, Şeyhul-İslam Kemalpaşazade Ahmed Şemsüddin efendi vefat etmişti[37].
Kanuni Sultan Süleymanın bu meşhur seferi, kaynaklarımızda Irakeyn Seferi olarak zikredilir. Arapçada İki Irak manasına gelen Irakeynden maksat; Irak-ı Arab denilen Bağdat ve havalisi ile, Irak-ı Acem denilen kuzey batısı ki, Hemedandan Tebriz ve havalisine kadar olan bölgeyi içine alan coğrafyadır. Haziran 1533de İstanbulda Avusturya ile yapılan barış ahdinden sonra, Kanuni Sultan Süleyman, İran üzerine bir doğu seferi yapmaya karar vermişti. Ayrıca, Başvezir İbrahim Paşa, 6 Nisan 1534 de Halepten Diyarbakıra doğru yürürken Padişaha Zilkade gurresinde (14 Mayıs 1534) Anadolu caniblerine teveccüh-i hümayun buyurmaları uygun olacağını gönderdiği mektubunda bildirmişti. İbrahim Paşa, henüz Diyarbakırdan Şii-Safevi topraklarına doğru hareket etmeden evvel, Kanuni Sultan Süleyman büyük oğlu Saruhan valisi şehzade Mustafayı Defterdar Mahmud Çelebiye ısmarlayarak başkentte Kaimmakam olarak bırakmış ve Rumeli ordusunun bir kısmını alarak 11Haziran 1534 yılı perşembe günü Üsküdara geçmişti[38].
İbrahim Paşa, Azerbaycan topraklarına girdikten bir müddet sonra, Şah Tahmasbın askerleriyle beraber Horasandan çıkarak büyük bir ordu ile Tebriz istikametine yürüdüğü haberi üzerine, Kanuni Sultan Süleymanın gelişini hızlandırmak için hemen Ona bir ariza göndermişti[39].
Kanuni Sultan Süleyman, zaten 1525 yılı Temmuzunda Şah Tahmasba bir tehditname göndermiş ve Şii-Safevi Devleti üzerine yürüyeceğini bildirmişti. Hatta, sünni imam ve alimlerden şiiler aleyhine fetvalar bile almıştı[40]. Kanuni Sultan Süleyman gereken hazırlıkları, hayli geç de olsa yaparak, İstanbuldan altıncı Sefer-i Hümayuna çıkmıştı. 10-11 Haziran 1534 yılında İstanbuldan hareket eden Kanuni Sultan Süleyman; İstanbul, Galata, Üsküdar, Maltepe, Kıssahan Köprüsü, Gebze, Kala-i Hereke, Çınarlı, İzmit, Sitare Köprüsü, Derbend-i Kazıklı, Dikilitaş, Kala-i İznik, Yenişehir, Akbıyık, Zincirlikuyu, Derbend-i Ermeni, Bozüyük, İnönü, Ilıca, Kala-i Kütahya, Altuntaş ovası, Çakırsaz[41] menzillerinden sonra Elmadağında üç günlük avdan sonra Afyon-Karahisara, müteakiben Akşehire vasıl olmuşlardı.(30 Zilhicce 940/ 12 Temmuz 1534) Kanuni Sultan Süleyman Akşehirde iken; Van, Vastan ve diğer kalelerin fethini bildiren Serasker İbrahim Paşanın 4 Temmuz 1534 tarihli ikinci arzını almıştı[42].
Kanuni Sultan Süleyman Muhibbi mahlasıyla şiirler yazmıştı. Şiirlerinden biri de, Irakeyn Seferi sırasında yazmış olduğu şu hamasi gazeldir:
Allah Allah diyelüm; Sancak-ı Şahi çekelüm,
Yürüyüb her yandan Şarka sipahi çekelüm,
İki yerden kuşanalım yine gayret kuşağın,
Bulaşub toz ile toprağa, bu rah-ı çekelüm.
Payimal eyliyelüm kişverini Surhserün
Gözüne, sürme deyu, dud-i siyahı çekelüm.
Bize farz olmuş iken; olmamuz İslama zahir,
Nice bir oturalum, bunca günahı çekelüm,
Ey Muhıbbi, yürüyüb Şarka sipahi çekelüm.[43]
Kanuni Sultan Süleyman Akşehirden itibaren; Arkıt Köprüsü, Ilgın, Pınarbaşı, Hatun Çayırı(Zengi Gölü), Germükbeli, 8Muharrem 940/20 Temmuz 1534de Konyaya girip, Hz. Mevlana vb. yerleri ziyaret etmişti. Burada ise, İbrahim Paşadan ulak gelip, Aras, Murat boyları ile Van Gölü çevresindeki fetholunan kalelerin anahtarları Kanuni Sultan Süleymana takdim edilmişti[44]. Konyadan hareketle, Kanuni Sultan Süleyman; Hz. Molla Hünkar, Karapınar, Akçaşar, Düden Gölü, Ereğli, Niğde, Bakauddin Çayırı, Develü Karahisarı, İncekara Köprüsü, Kayseri, Sarımsaklu suyu üstünde Barsama çayırı, Çubuğ ova, Şarkışla, Püsküllü, Latif Gölü, Danışmanludan 27 Muharrem940/8 Ağustos 1534de Sivasa girmişti[45].
Bu esnada, Kanuniden yardım istemek veya onu İrana karşı savaşa teşvik etmek amacı ile, Yaşılbaş;/Özbek Hanı) Ubeydullah Han(1533-1539)dan bir mektup gelmiş,[46] Ubeydullahın mektubuna Kanuni Sultan Süleymanın cevabı gayet müsbet olup, gönderilen mektuptan memnun olduğu ve kızılbaşlara açtığı mücadelede muvaffakiyet ümit edildiği ve mücadeleye devam edileceği bildirilmişti[47].
Kanuni Sultan Süleyman, Sivastan yola çıkarak; Koçhisar(Hafik), Kazlıgöl, Koyulhisar önüne varmış ve vaktiyle Fatihin iki defa, Yavuz Sultan Seliminde Çaldıran seferinde yürüdüğü anayolu tutarak, doğuya doğru Çeribaşı köyü, Azim çayırı, Gümüştekin, Kabakluca ova, Aktepe, Yassı Çimen, Karaviran yolu ile Erzincana (10 Safer 941/20 Ağustos 1534de) ulaşmıştı[48]. Erzincanda Sultan Süleymana Şirvan Beyi II.Şirvan Şah Halil (1524-1538)den bir elçi gelmişti[49].
Kanuni Sultan Süleyman Erzincandan kalkıp, Çubuk boğaz, Derbend-i Subha Hanı, Tercanı geçip, Kala-i Huban, Mama Hatun, Cinis ve Erzuruma vasıl olmuştu[50].
Bu sırada,Ulama Paşa öncü kuvvetlerle, İbrahim Paşadan evvel Tebrize girmiş, burada şehir eşrafı tarafından karşılanmıştı. Ulama Paşa, şehrin en büyük camisi olan Uzun Hasan Camiine giderek, Kanuni Sultan Süleyman adına hutbe okutup, para bastırmıştı. Daha sonra da Tebrizin anahtarlarını Osmanlı Padişahına göndererek: İranı isterseniz yanıma gelin, siz gelinceye kadar tamamını elimde tutacağım, Şah Tahmasb ki, şimdi Türkistan ile Horasanda Tatarlar ile uğraşıyor, savaşacak kuvvete sahip değildir. Irak ile Azerbaycan sizi bomboş beklemektedir. demekteydi[51] .
Oysa, sefer Bağdatı zaptetmek maksadıyla ilan edilmişti. Siyaset ve savaşın hedefi bu olabilir, fakat ordunun harekat hedefi düşman ordusuydu.Seferin asıl hedefi ise yakın şarkta hakimiyetti[52]. Osmanlı ordusu başlangıçta Halep, Mardin ve Musul yolu ile Bağdata yürüyüş hazırlığı yapmış olduğu halde, sonradan Halep, Diyarbakır, Tebriz istikametinde İran hududuna doğru yürümeyi kararlaştırmıştı. 20 Haziran 1534 tarihine kadar Diyarbakırda toplanan Osmanlı askerleri; yeniçeri, sipahi, kapıkulları, Anadolu, Rum, Karaman, Halep, Şam, Dulkadır, Diyarbakır ve Kürdistan askerlerinden mürekkep yaklaşık ellibin kişi kadardı. Güneydoğu Anadolunun önemli bir şehri ve Akkoyunlulara başkentlik yapmış olan Diyarbakırdan 22 Haziran 1534de hareket eden Osmanlı ordusu, Bingöl yaylağında birçok kale ve şehrin anahtarlarını alarak, iki hafta kadar burada konakladıktan sonra, temmuz ayı başlarında Tebrize doğru yürümüşlerdi[53].
29 Zilhicce 940/11 Temmuz 1534 yılı cumartesi günü İbrahim Paşa, Tebriz civarındaki Sadabada gelerek ordu ile burada konaklamıştı. Burada Tebriz ahalisinin seçkin bir heyeti gelerek, Safevi başkentinin itaat ve inkıyadını arzetmek suretiyle teslim olmuşlar, şehri yağma ve tahripten kurtarmışlardı. 1 Muharrem 941/ 13 Temmuz 1534 Pazartesi günü İbrahim Paşa, Tebrize muhteşem bir alayla girmişti. Böylece daha önce Yavuz Sultan Selim tarafından 1514 yılında ele geçirilen Safevi devleti başkenti, ikinci kez Osmanlılar tarafından fethedilmişti[54].
Serasker İbrahim Paşa, Tebrizin idaresi için, bir kadı ile muhtelif memurlar tayin etmiş,Safevi başkenti o zamanki Osmanlı adaletiyle idare nizamı sayesinde hiçbir sarsıntıya uğramamıştı. İbrahim Paşa, gayretlerinin sonucu olarak Ulama Paşaya Tebriz merkez olmak üzere, Azerbaycan Beylerbeyiliğini vermişti[55]. İbrahim Paşa, Tebrizde iken, Şirvanşah ailesinden Sultan II. Halil b. İbrahim ile Geylan Hanı Emir Dubaç Muzaffer Han, Osmanlılara itaatlerini arz- eylediler. Hazar Denizinin batı kıyısında Reştin merkezi olan bir beyliğe mensup, Muzaffer Han onbin askerle 21 Temmuz 1534de İbrahim Paşa tarafına geçmişti[56]. Tebrizde birçok tayinler yapan İbrahim Paşa, birtakım tedbirler almayı da ihmal etmedi. İran Ordusu henüz ortalıkta gözükmüyordu. İbrahim Paşada faaliyetlerini serbestçe yürütmekteydi.
Bu sırada, Kanuni Sultan Süleymanın komutasındaki, İran üzerine yürüyen ikinci Osmanlı Ordusu, yüzbin kişi civarında olup, 1534 yılı İlkbaharından beri sefer için hazırlanmış, İstanbul, Konya, Kayseri, Sivas ve Erzurum yolu boyunca toplanmış, Padişaha katılarak 26 Safer 941/5 Eylül 1534te Erzurum önlerinde konaklamıştı[57]. Kanuni, Erzuruma gelirken geçilmesi dar ve zor bir yer olan Sansa boğazından itibaren; Çubuk yurdu, Zorun Hanı(iki konak bir yapılarak), Mans köyü, Mama Hatun hanından önce Hoybar isimli harap kale yakınına konmuştu. Burada iki gün kalınmış, o sırada Tercan ovası çevresindeki dağlara kar yağmıştı. Kanuni Sultan Süleyman ve paşalar, bu mevkide atlarına binerek süvari olarak yürümüşlerdi. Cephanenin Kemah Kalesine konulması emrolundu. Eylül ayının ilk günü uzaktaki Penek konağına hareket edildi ve birçok tehlikeli boğazlar aşıldı. Kanuni Sultan Süleyman ve Osmanlı Ordusu Aşkaleden geçerek Cinise varmıştı[58].
Kanuni Sultan Süleyman, Erzuruma gelmeden önce Ciniste konaklarken Tebrizden İbrahim Paşanın elçisi gelerek, Azerbaycanın fethedildiğini bu nedenle vilayetlere Zafernameler gönderilmesinin uygun olacağı, Tebrizde kışlamak güç olacağından, Padişahın Diyarbakıra varmasının iyi olacağı bildirilmekteydi. Ayrıca, Geylan Şahının bir elçi ile başvezirden iltifat gördüğü, Ulama Paşaya Azerbaycan Beylerbeyiliği ve Akkoyunludan Murad Beye Irak Beylerbeyiliğinin verildiği beyan edilmekteydi. Bu, İbrahim Paşanın Kanuni Sultan Süleymana 21 Ağustos 1534 tarihli gönderdiği üçüncü mektubu idi[59]. İbrahim Paşa, Serasker ünvanıyla Tebrizden 10 Safer 941/21 Ağustos 1534de Kanuni Sultan Süleymana gönderdiği arz(mektup)da, harekat sırasında aldığı tedbirleri, yaptığı askeri ve idari tayinleri vb. işleri belirtiyordu.
Yine bu mektuptan; Ulama Paşa ile Dulkadırlu Beylerbeyi Ahmed Paşanın bazı İran kalelerinin ve umerasının itaatlarını kabul ettiklerini, Tebrizde Musa Sultan ile küçük bir çarpışmada bulunmuş olduklarını (25Muharrem 941/6 Ağustos 1534) müteakip, Serasker İbrahim Paşa, bütün Beylerbeyileri ve ordu ile 26 Muharrem 941/7 Ağustos 1534 Cuma günü Tebrize girerek otuz yıldır muattal kalan, Uzun Hasan Camiinde, ehl-i sünnet üzere Cuma namazını kıldıklarını öğrenmiş oluyoruz[60].
İbrahim Paşanın geniş malumat bulunan üçünü mektubunda; Giylan ve Şirvan Padişahları ki kadimden Şah-ı gümrah asitanesine sürfüru idüb ana tabi olmuşlar idi, lakin cibillet ve hilkatleri diyanet ve islam üzere olub, sabıkda mektubları gelmişdi. Bendeleri beru caniblere azimet ideliden defatla mektublar gönderilüb Hz. Sahib kıran-ı alempenah devletinde mezburlar kızılbaş-ı evbaşdan bil külliye rugerdan olub asitane-i adalet aşiyana muhlis olmuşlardır… Medine-i Tebrize geldikden sonra Vilayet-i Azerbaycana müteallık olan mevazıın hıfz ve hiraseti içün dergah-ı mualla canibinden sancakbeğleri konulmak lazım ve mühim olduğuna binaen Nahcıvan Sancağı ferman-ı şerifleri muktezasınca yedi kere yüzbin(700.000) ile muşarun ileyh Ulama Paşa kullarının karındaşı Veli bendelerine ve Merağa Sancağı dahi altı kere yüzbin(600.000) ile müma ileyh ile bile gelen Veli Can kullarına ve Müşkin ve Serav ve Erdebil Sancağı dahi altı kere yüzbin(600.000) ile Şah Ali kullarına virilüb ve Azerbaycana müteallık Ohkan Ülkesi dahi sabıkda kızılbaş-ı evbaşdan nefret eyleyüb asitane-i saadet aşiyana izhar-ı ihlas iden Üveys Bey kullarına ve Mihrani Sancağı Zirriki Bahaeddin kullarına ve Vastan Sancağı Zahid bey oğlu Seyyid Mehmed Bey kullarına ve Çölmir Kürdistan Beylerinden olub südde-i saadet-bahşe itaat eyleyen Melek Bey bendelerine Medine-i Selmas Nur Ali Bey kullarına ve Liva-i Saad Çukuru dahi on kere yüzbin(1.000.000) ile taife-i evbaşdan yüz döndürüb itaat eyleyen Hamza Sultana ve Gümrü Sancağı dahi Şeyhi Bey kullarına ve Liva-i Rumu dahi Gazi Kıran Bey bendelerine ve Deryas Sancağı dahi Sarımoğlu Kasım Bey kullarına ve Diyadinli Sancağı Ümmi Bey kullarına ve Curşen ve Çaldıran Sancağı dahi üçyüzbin(300.000) ile Hacı Bey kullarına tevcih olunub, hıfz ve hiraset-i memleket içün yerli yerlerine gönderildi[61].
İbrahim Paşa arzında devamla; … Hudud-ı Azerbaycan bil külliye daire-i zapta getirilüb Irak-ı Acem caniblerine dahi asker-i zafer rehberden irsal olunmak mühim ve lazım olmağın Irak Beylerbeyiliği Bayındurludan Murad Bey kullarına münasib görülüb tevcih olundu. Irak-ı Aceme tabi olan Liva-i Hemedan dokuz yüzbin(900.000) ile Uluğ Bey Mirzaya ve Kaşan dahi altı kere yüzbin(600.000) ile Bayındurludan diğer Murad Beye … müşarun ileyh Ulama Paşa kulları dahi, Erdebil nevahisinden bazı müfsidler bir dağa tehassün(sığınmış) eylemişler, anlar üzerine gönderilüb inşaallah cemiyetleri parekende oldukdan sonra anlar dahi, Irak caniblerine varub Murad Paşa bendeleriyle bile ol canibin feth ve teshiri hususunda olurlar…[62].
Burada söz konusu olan, Kızılcadağa sığınmış bulunan Kızılbaş-Safevi askeri ile İbrahim Paşa tarafından,Ulama Paşa komutasında gönderilen Osmanlı askerinin kanlı çarpışmalarından bahsedilmektedir. Bu kayıt Osmanlı kaynaklarının bildirdiği Kızılcadağ sefer heyetinden söz etmektedir. İbrahim Paşa; Tebrizin emin bir belde (Darul-Eman) olduğunu münasip bir yerde kale inşaatına başlandığını, belirtmekteydi[63]. Bu Şenb-i Gazan Kalesi nin yapılmaya başlandığının ifadesidir.
İbrahim Paşanın Tebrizden göndermiş olduğu üçüncü mektubun son kısımları şöyle bitiyordu: … Tebrizde kala bina olunmasını fikr idüb bazı münasib mahal tedarik olunub binasına mübaşeret olundu. Medine-i Tebriz Hz. Sahib-kıran-ı alempenahın taht-ı ali-bahtları olmuşdur. … Devlet ve ikbal ve saadet ve iclal ile yürüyüb Azerbaycana müteallik olan Erciş nam mahalle değin gelmek babında yümn-i himmet-i Hz. Sahib kıran-ı mebzul buyurula inşaallahul-ızze saadet ile gelindikde geru bendeleri tarafına işaret-i aliyye buyurula ki Bağdat hakimi olan Mehmed Han şöyle ki, bu kış dergah-ı saadet destgah kıbeline itaat etmeye kulları onun üzerine azimet eylemek niyyet olunmuşdur. Hz. Sahib-i Kıran-ı rubu meskun dahi saadet ile kışı Diyarbakırda kışlamak münasibdir, ana göre tedarik buyurula. Bu mübarek Saferül-Muzafferün onuncu gününde bu name-i ubudiyyet-şiar yazılub atebe-i ulya kullarından Mustafa ve Mehmed bendeleri irsal olundu…[64].
Kanuni Sultan Süleymana gönderilen bu arzda, İbrahim PaşaTebrizde neler yapılmakta olduğunu etraflıca bildirmekteydi. Tayinler, terfiler, bazı yerlerin teshiri, Kale inşaatı, yerli bey ve hakimlerin Osmanlı Devletine itaat ve inkıyadı gibi birçok meseleyle meşgul olunmaktaydı. İbrahim Paşa resen bu kadar geniş kararlar alıyor ve haklı olarakta kendisini selahiyetli görüyordu. Çünkü, bu son arzını Kanuni Sultan Süleymana gönderdiği sıralarda Padişah da Sivas civarındaki Kasım Çayırı veya Azim Çayırı konağından, İbrahim Paşanın Seraskerliğini ve selahiyetlerinin genişliğini belirten bir ferman göndermişti. Padişah belki bazı dedi-koduların kulağına kadar gelmesiyle veyahut başvezirin gördüğü lüzum üzerine bu fermanı göndermek ihtiyacını duymuştu[65].
Elimizde, Kanuni Sultan Süleymanın, İbrahim Paşayı geniş yetkilerle Serasker olarak Iran seferine gönderdiği hakkında 15 Ağustos 1534 tarihli bir ferman vardır [66].
Kanuni Sultan Süleyman, Erzurum civarında iken bu gelişmeler üzerine, Çermik Ilıcaya gelinince ordunun Diyarbakırda kışlamasını kararlaştırmış, bir gün konakladıktan sonra Erzurum önlerine gelinmişti[67]. Bir müddet dinlendikten sonra, Erzurum Kalesini geçerek konak yapmış, Kanuni Sultan Süleyman buradan fetihler ile ilgili fetihnameler göndermişti. Padişah burada gömülü olan azizleri ziyaret ve duada bulunduktan sonra, kimsenin ileri gitmemesini emredip, Erzurum o gün nazar-ı iltifat-ı padişahi ile manzur olub, tamirine ferman olunmuştur[68]. Kanuni Sultan Süleyman ordusu ile Diyarbakıra çekilmek ve orada kışlamak üzere hareket edip, Erzurumdan Hasan kalasına iki konak bir edilerek 6 Eylül 1534de ulaşmıştı. Ertesi gün Çoban Köprüsü ve Aras nehri geçilip, 1 Rebiul-evvel 941/10 Eylül 1534 Perşembe günü Eleşgird ovası başındaki Aydın Bey köyü veya Alagöz, Kızlar kalası, Aydın Beyli yolundan, Tebriz yolunu bırakıp, Erciş yoluna girmişti[69].
Kanuni Sultan Süleyman, kış mevsiminin de yaklaşmasından dolayı, binbir sıkıntı ile Hazır, Ser-i Ab-ı Gür Hamir, Çubuk, Çakırbeyli, Karye-i Ağı, Kala-i Ercişe güçlükle 16 Eylül 1534de ulaşırken, geriden topların gelmesini de burada beklemekteydi [70].
Bu arada, İbrahim Paşa, Tebriz şehrini daima itaat altında tutmak için Tebrizin güneyinde Cengiz Han neslinden ve İranın lhani hükümdarlarından meşhur Gazan Hanın Şenb-i Gazan denilen türbesi civarında bir kale inşaa ettirmiş ve bu kaleyi yaptırabilmek için birçok ağır masraflar yapmak zorunda kalmıştı. Hareket halinde bulunan ordudan bin kadar okçu ve bazı umerayı da kalenin muhafazası için koymuştu[71] .
Ulama Paşa ve Defterdar İskender Çelebi, İbrahim Paşanın huzuruna gelerek, ikisi de aynı ifadeler ile; Bu memlekette eşkiyanın asıl ocağı Kızılcadağ yaylağıdır. Bir miktar asker ile varıp, dağını ocağını yok etmek gerekir diyerek, Başveziri kandırıp Ulama Paşa komutasına onbin seçkin asker alarak Kızılcadağ yönüne hareket edilmişti. Ulama Paşa emrindeki bu onbin asker, Kızılcadağ da Kızılbaş kılıçlarına yem edilmiş, hepsi sıkıcı dereler ve derbendler içinde telef olmuştu[72]. Bu tedbirsizlik ve başarısız harekat İbrahim Paşaya muhalifi olan İskender Çelebi ve Ulama Paşa tarafından yaptırılmış, yanlış tavsiye sonucu doğan acı neticelerdi.
Daha sonra, İskender Çelebi ve Ulama Paşa, Kızılcadağ başarısızlığı sebebi ile, İbrahim Paşaya gelip; Şahın birliklerinden çekinmeye gerek yoktur. Hemen bir miktar asker ile varıp, Erdebili ve Şahın oradaki ağırlığını ve barınaklarını çoğa-aza bakmadan talan ve tahrip edelim dediler ise de, Şah Tahmasbın gelmekte olduğu haberi üzerine bundan vazgeçilmişti[73].
İbrahim Paşanın İran umerasından Menteş Sultana gönderdiği mektup önem arzetmektedir. Çünkü, İran Şahı Tahmasb tarafından, bu Menteş Sultan Azerbaycan müdafaasına memur edilmiş bir kimseydi. Safevi Devletinde askeri ve idari kadro içinde ileri gelen bir şahıstı.
İbrahim Paşa Tebrizi zaptettiği sırada ona bir mektup yazmıştı[74]. Menteş Sultanın da diğer bazı beyler gibi Osmanlı Devletine itaat için hazır beklemekte olduğunu, kendisine duyurmuş olmasından duyduğu memnuniyeti belirten İbrahim Paşa, Padişahın da; asakir-i derya misal ile diyar-ı şarka teveccüh-i hümayun eylediğini, geldiği vakit Tebrizi taht edineceğini ve bu bölgeyi mevay-ı ehl-i islam etmeden başka bir iş ile meşgul olmayacağını, haber veriyor ve hali hazırda Horasanda olan Şah Tahmasbın harekete geçirilmesi ve Azerbaycan bölgesine gelmesini temin eylemesini istiyordu[75]. İbrahim Paşanın atak ve girişken tavrı neticesini vermiştir. Aylardır ortalıkta gözükmeyen Şah Tahmasb ordusuyla Horasandan Azerbaycana doğru hareket etmişti. Fakat Kızılcadağ muharebesinden sonra, padişahlarını başlarında görmeyen Osmanlı ordusu içinde bir kısmı seslerini ve tenkitlerini artırarak: Şaha Şah, askere penah gerek diyerek Kanuni Sultan Süleymanı başlarında görmek arzularını yüksek sesle dile getirmişlerdi. Bunun üzerine İbrahim Paşa, 11Rebiul-evvel 941/21 Eylül 1534de Padişaha ulaşılması için Ercişe Ferhat çavuşla bir arz göndermişti[76].
İbrahim Paşa, bu arzında; 11 Rebiul-evvelde Tebriz civarında oturak olunan Sadabad nam mahalden göçülüb aday-ı makruhun üzerine yürünüb bir konak ilerü Avcan(Ucan) nam mahalle (ertesi gün) nüzul olundukda düşman tarafından dil alınub aduy-ı makruhun ilerü gelen beğleri askerleriyle Avcana karib Miyane nam mahalle geldükleri muhakkak olduğı ecilden askeri mansurdan onbin mikdarı kimesne çıkarılub karavul tarikiyle gönderilüb bilcümle aday-ı makruhla gereği gibi ulaşılmışdır. Lain-i mezkur bunca zamandan beru kaçub uzak memleketlere gitmiş iken elhamdulillah Hz. Sahib-kıran-ı alempenahın yümn-i himmedleri ile kendü ayağıyla gelmiştir… [77]. İbrahim Paşanın bu arzı Kanuni Sultan Süleymana Ercişte ulaşır-ulaşmaz, Kızılbaş içün geliyor deyu haber getürmeğin Tebriz tarafına göçmek içün otağ gitti ve divan olub, vezirler varub içerü girüb müşavere olundu. 21 Eylül 1534de Ercişten kalkan Padişah; Bendimahi, Karadere Ağzı, Seğmen ova, Deste dereyi aşıp, Hoya doğru yürümüştü[78].
Bu sırada İran ordusunun baskın yapmak niyetinde olduğunu haber alan İbrahim Paşa, ordusunu hemen Tebrizin doğusundaki Avcan (Ucan) yaylasına çekmiş, düşman ordusunu orada beklemeğe başlamıştı. Düşmanla temas mevcut olmadığından ricat muntazaman yapılmış ve Kanuni Sultan Süleymanın Ercişten tesrii(hızlı) hareketi- üç merhaleyi bir günde kat edecek tarz üzere- haberi gelmişti[79]. Ancak, Şah Tahmasbın yakınlara kadar gelmiş olması, orduda bir çaresizlik ve perişanlığa sebep olmuştu. Padişahın gelmekte olduğu, Hoya yaklaştığı haberi, İbrahim Paşaya ulaştığı halde[80], Serasker yeniden bir ulak göndermiş, Padişahtan acilen gelmesini istiyordu[81] .
İbrahim Paşanın kendi el yazısı ile bu sefer esnasında gönderdiği son mektubu harekeli olup; Ferah çavuş geldi, Sultanım buyurmuşsuz şükür Allaha bendenüz Sultanım namusuna malum ola imdi, benim güzel Sultanum,eğer kızılbaş içün hal nedür buyurursanuz bendenüz ki, yürüdüm haber almış dönmüş karavul gönderdim ki, Şahdan gayri kim var ise buluşsunlar, eğer Şah kendi ise bendenüz buluşuruz erenler himmetiyle Sultanum hayır duadan unutman eğer cenk için buyurursanız hergün cenkdür amma hubbullah bize inayet ider erenler himmeti ile heman Sultanum inayet eylen Tebrize konman geçün bendenüz konağına konun esili vardur… [82]. Bu vaziyette İbrahim Paşanın telaşa düştüğü ve gönderdiği son ariza ile de Padişahın hareketini tacil etmesi istirhamında bulunduğu gözükmekteydi. Bir tarafta muhalifleri tarafından askerlerin kışkırtıldığını, aleyhine dedi-kodular yapıldığını duyan İbrahim Paşa gerçekten zor durumdaydı. Ama o Şah Tahmasbla savaşmayı da göze almak cesaretini göstermişti.
Öte yandan, Şah Tahmasb Herattan Maveraünnehre yürümeye hazırlanırken, acele ile dönerek, Osmanlı ordusuna karşı mücadele için hazırlıklarını tamamlayıp, önden Behram ve Elkas Mirzaları sevk ederek Irak-ı Aceme yönelmişti [83].
Kanuni Sultan Süleyman başvezir İbrahim Paşanın içinde bulunduğu durumun önemini anlayarak, Ercişten itibaren üç konağı bir ederek süratli bir şekilde ordusuyla 19 Rebiul-evvel 941/ 28 Eylül 1534 Pazartesi günü Tebrize ulaşmıştı. Tebriz halkı cümleten çıkub Padişahı istikbal idüb(yollara) bi nihaye kumaşlar bezler döşediler. Şallar ve kumaşlarla şehri donatan Tebrizliler Padişahı Sad-abad ovasında karşılamışlardı[84] .
29 Eylül 1534de Salı günü Kanuni Sultan Süleyman ve Serasker İbrahim Paşa Avcan(Ucan) yaylağında buluşmuşlardı. Bu birleşme tam vaktinde olmuştu. Solakzade: Padişah hazretleri Avcan sahrasına bedene can dühul eder gibi nüzul eylediler cümlesi ile bu meselenin önemini beyan etmişti. İki Osmanlı ordusu burada birleşip, İbrahim Paşa ve askerleri, uğurlu Padişahı istikbal eylemişlerdi. Bütün asker sevinç ve huzura gark olmuştu[85].
Kanuni Sultan Süleymanın Serasker İbrahim Paşa ile, Irakeyn Seferi için, Şah Tahmasbın yazlık ordugah-ı olan Ucan Yaylasında buluşması, Osmanlı Ordusunu çok mutlu ederken, öte yandan İran Ordusu ve Şah Tahmasbı büyük bir telaş, korku ve dehşet içerisine düşürmüştü. Osmanlı Ordusunun birleşmesi, İran Şahında taarruz şöyle dursun, savaş kabulüne bile cesaret bırakmayarak 30 Eylül 1534den itibaren ricatlarına sebep olmuştu. Şah Tahmasb Çaldıran(1514) hatıralarının da canlılığını koruduğunu düşünerek selameti tekrar doğuya doğru kaçmakta bulmuştu[86]. Bu esnada Osmanlı Devleti ve Ordusu prestij ve güç kazanmıştı. Çarpışmaya cesareti kalmayan Şah Tahmasb, endişe ve çaresizlik içinde memleketinin iç taraflarına doğru çekilmişti.
Kanuni Sultan Süleyman bütün sorumluluk ve yetkiyi kendisinde toplayarak, itaatını arzeylemiş olan Geylan Hakimi Muzaffer Sultanın tekrar ülkesine dönmesine müsade etmiş, Ulama Paşayı Azerbaycan valisi olarak tayin etmişti. Hazarın batı kıyısında Türkleşmiş olan Şirvanşah Hanadanının itaatını kabul edip, Şirvanşah II. Halilin oğlu Mehmed Mirzayı Tebriz muhafızlığına bırakmıştı. Tebrize kadı tayin edilip, Şenb-i Gazan Kalesine beyler ve askerler görevlendirilip, Tahran istikametine çekilmiş olan Şah Tahmasbın ordusunun takibine karar verilmişti[87]. Bu sırada Şah Tahmasb başkentini güvenli görmediğinden ve Tebriz şehri Osmanlıların eline geçtiği için, hükumet merkezini Kazvine nakletmişti. Bu da ileride, Fars Kültürünün hakim olduğu Kazvinde, Safevilerin Türk Kültüründen uzaklaşmalarına etki edecekti.
Kanuni Sultan Süleyman, bu safhadan sonra bir yıl kadar, İran topraklarında Şah Tahmasb ve askerlerini takip ve kovalamaya koyulmuştu. Tabi olarak pek çok yeri ziyaret, bakım ve onarım faaliyeti ile arazi tahriri de yaptırmıştı. Şah Tahmasb bu süre içerisinde savaşmaya cesaret edemeyip, askerleriyle köşe-bucak kaçmıştı.
Nihayet, Kanuni Sultan Süleyman sefer dönüşünde, 5 Ekim 1535de kurulan divanda; Erzurum Eyaletini teşekkül ettirerek, buranın Beylerbeyiliğine Dulkadırlu Mehmed Beyi tayin etmişti. Mehmed Bey, kardeşleri Mirza Ali ve Behram beyler ve yeğenleri Şah Mehmedle beraberinde Dulkadırlu Uruğu yakınları ve Tebrizden katılan sünni ahaliyle Erzuruma gönderilmişti. 5 Eylül 1534de Türbeleri ziyaret sırasında, Kanuni Sultan Süleyman Erzurum şehrinin onarımını emretmişti. Erzurumun onarımı henüz devam ettiği için, Dulkadırlu Mehmed Hanın kardeşleri Pasinin merkezindeki Avnik Kalesinde Tebrizden gelen ahali ile geçici olarak yerleşmişti. Mehmed Handa Bayburt Kalesine, Erzurumun tamiratı bitinceye kadar oturmuştu[88].
Erzurum Eyaletinin kurulmasıyla birlikte, Erzurum ve Kars havalisindeki, Avşar- Türkmen Beyliğinede son verilmişti. Çaldıran Seferinde Yavuz Sultan Selime itaat ve inkıyat etmiş olan Avşarlu Sevindik Han Korcu-başı, Yavuz Sultan Selimin vefatından sonra tekrar Safevilere temayül etmişti. 1534de Kanuni Sultan Süleyman Erzurumdan geçerken Avşar Beyliğini ilga etmişti. Dulkadırlu Mehmed Hanın Erzurum Beylerbeyi olmasıyla, Erzurum ve Kars havalisi artık bir Osmanlı vilayeti şeklini almıştı [89]. Mehmed Han, üç yıl kadar Bayburtta oturduktan ve Erzurum şehri de bu süre içerisinde tamir ve onarımı tamamlandıktan sonra, gelerek buraya yerleşmişti[90] .

Sonuç olarak; Irakeyn Seferi ile Osmanlılar; Doğu ve Güneydoğu Anadolu ve Azerbaycanın Safeviler tarafından işgalini engellemişler. Ayrıca, olumlu gelişmelere,hizmetlere,beraberlik ve kaynaşmaya vesile olmuşlardır.Erzurum, Diyarbakır, Adilcevaz, Erciş, Van, Bingöl vb. şehirlerimiz tamir ve imar faaliyetleriyle daha da güzel ve mamur hale gelmiştir.

BİBLİYOGRAFYA

Ali, Gelibolulu Mustafa, Kitabut-Tarihi Künhul-Ahbar,nr.920, Raşid Efendi Ktb., Kayseri, 1083h.
Asrar, Ahmet Nihat, Kanuni Sultan Süleyman ve İslam Alemi, 2.Baskı, Hilal Yayınları, İstanbul, tarihsiz.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Fekete Tasnifi, Nr. 121.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Fekete Tasnifi, Nr.129.
Bostan, (Ferdi), Süleymanname, Ayasofya kitaplığı,nr.3317,(Türkçe Yazma),Süleymaniye ktb, İstanbul.
Celalzade, Koca Nişancı Mustafa Çelebi, Tabakatul-Memalik Fi Deracatil-Mesalik, Fatih Kitaplığı, nr.4423, (Türkçe Yazma) Süleymaniye Ktb., İstanbul.
Danışman, Zuhri, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, I-XIV,Yeni Matbaa, İstanbul, 1965.
Danişmend, İsmail Hami, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, I-IV, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1948.
Feridun Bey, Münşeatus-Selatin, İstanbul, 1274-1275 h.
Gökbilgin, M. Tayyib, İbrahim Paşa, İ.A., M.E.B.,İstanbul,1968,C.V/2, ss.908-915.
Gökbilgin, M. Tayyib, Süleyman I, İ.A., C.XI., ss. 99-155.
Gökbilgin, M. Tayyib,Kanuni Sultan Süleyman, 2.Baskı, M.E.B.,Yayınları, İstanbul, 1992.
Gökbilgin, M.Tayyib,Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbir-leri ve Fütuhatı, Belleten, T.T .K., Basımevi, Ankara, 1957,S.83, C.XXI, ss. 449-483.
Göyünç, Nejat, XVI. Yüzyılda Mardin Sancağı, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1991.
Hammer, Joseph Pustgall, Devlet-i Osmaniyye Tarihi, Terc. Mehmed Ata,Selanik Matbaası, İstanbul, 1330 h.
Hilmi, M., Kanuni Sultan Süleyman ın 1533-1535 Bağdad Seferi, Askeri Basımevi, İstanbul, 1932.
Karaçelebizade, Abdul-Aziz, Süleymanname, Hacı Mahmut Kitaplığı, nr.4823, Süleymaniye ktb., (Bulak Matbaası, Mısır), İstanbul, 1248 h.
Karaçelebizade,Tarih-i Ravzatul-Ebrar, Hüsrev Paşa Kitaplığı, nr.397, Süleymaniye ktb., İstanbul, 1238h.
Kevserani, Vecih, El-Fakih ves-Sultan,(Osmanlı ve Safevilerde Din Devlet İlişkisi), çev. Muhlis Canyürek, Denge Yayınları, İstanbul, 1992.
Kırzıoğlu, Fahrettin, Kars Tarihi I, Işıl Matbaası, İstanbul, 1953.
Kırzıoğlu, Fahrettin, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi,T.T.K. Basımevi, Ankara, 1993.
Konukçu, Enver, Selçuklulardan Cumhuriyete Erzurum, Y.Ö.K. Matbaası, Ankara, 1992.
Kütükoğlu, Bekir, Tahmasp I, İ.A., M.E.B. İstanbul, 1970, C.XI., ss.637-647
Matrakçı, Nasuh es-Silahi, Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han, Nşr.Hüseyin Gazi Yurdaydın, T.T.K.Basımevi, Ankara, 1976.
Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah, Sahaiful-Ahbar fi Vekayiul-Asar, Terc. Nedim Ahmed, Hacı Mahmud Kitaplığı, nr.4741, Süleymaniye ktb., İstanbul, 1285h.
Nişancı Mehmed Paşa, Tarihi Nişancı Mehmed, İzmirli İsmail Hakkı Kitaplığı, nr.2375, Süleymaniye ktb., İstanbul, 1290 h.
Öztuna, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi, I-XIV, Ötüken yayınları, İstanbul, 1977
Öztuna, Yılmaz, Kanuni Sultan Süleyman , Kült. Bak. Yayınevi, Ankara, 1989.
Peçevi İbrahim Efendi, Tarih-i Peçevi, Amire Matbaası, İstanbul, 1281-1283h.
Saray, Mehmet, Türk-İran Münasebetlerinde Şiiliğin Rolü, T.K.A.E.Yayınları, Ankara, 1990.
Şeref Han, III. Şemseddin b. Şeref Bidlisi, Tarih-i Şerefname, (Farsça Yazma),, nr.4539/12, Mehmed Paşa ktb., Darende, 1051h.
Sertoli Salis, Renzo, Muhteşem Süleyman, Çev. Şerafettin Turan, A.Ü.Basımevi, Ankara, 1963.
Solakzade Mehmed Hemdemi, Solakzade Tarihi, Mahmud Bey Matbaası, İstanbul, 1297 h.
Süheyli, Ahmet b. Hemdem, Tarih-i Şahi, Fatih Kitaplığı, nr.4356, (müellif hattı, Türkçe Yazma), Süleymaniye ktb. İstanbul.
Sümer, Faruk, Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, (Şah Tahmasb İsmail ile Halefleri ve Anadolu Türkleri), T.T.K. Basımevi, Ankara, 1992.
T.S.M.A., Ev. nr.11997.
T.S.M.A., Ev. nr.4080/1.
T.S.M.A., Ev. nr.5878.
T.S.M.A., Ev.Nr. 2759.
T.S.M.A., Ev.Nr. 4080/2.
T.S.M.A., Ev.Nr. 5860.
T.S.M.A., Ev.nr. 6550.
T.S.M.A., Ev.nr.6915.
Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, T.T.K.Basımevi,Ankara,1988.
Yücel, Yaşar, Muhteşem Türk Kanuni ile 46 Yıl, T.T.K.Basımevi, Ankara, 1991.

________________________________________
[1] .Zuhuri Danışman, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Yeni Matbaa, İstanbul, 1965, C.VI, s.160; Ahmet Nihat Asrar, Kanuni Sultan Süleyman ve İslam Alemi, 2.Baskı, Hilal Yayınları, İstanbul, ?,s.100.
[2].Vecih Kevserani, El-Fakih ves-Sultan,(Osmanlı ve Safevilerde Din Devlet İlişkisi), çev. Muhlis Canyürek, Denge Yayınları, İstanbul, 1992,s.65.
[3] .Irakeyn Seferi için bkz; Celal-zade,Koca Nişancı Mustafa Çelebi, Tabakatul-Memalik Fi Deracatil-Mesalik, Fatih Kitaplığı, nr.4423,(Türkçe Yazma) Süleymaniye Ktb., İstanbul, v. 244b-276a; Matrakçı Nasuh, Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han, Nşr.Hüseyin Gazi Yurdaydın, T.T.K.Basımevi, Ankara, 1976; Sefer Ruznamesi için; bkz, Feridun Bey, Münşeatus-Selatin, İstanbul, 1274-1275 h, C.I.s.584-598; M.Tayyib Gökbilgin,Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, T.T .K., Basımevi, Ankara, 1957,S.83, C.XXI.,s.449.
[4] . Nejat Göyünç, XVI. Yüzyılda Mardin Sancağı, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1991, s.64.
[5] . Yılmaz Öztuna, Kanuni Sultan Süleyman , Kült. Bak. Yayınevi, Ankara, 1989, s.22.
[6] . Abdul-Aziz Karaçelebi-zade, Süleymanname, Hacı Mahmut Kitaplığı, nr.4823, Süleymaniye ktb., (Bulak Matbaası, Mısır), İstanbul, 1248h., s.114; Nişancı Mehmed Paşa, Tarihi Nişancı Mehmed, İzmirli İsmail Hakkı Kitaplığı, nr.2375, Süleymaniye ktb., İstanbul, 1290h.,s.227 ; Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi,T.T.K. Basımevi, Ankara, 1993, s.131-132.
[7] . III. Şemseddin b. Şeref (Şeref Han) Bidlisi, Tarih-i Şerefname, (Farsça Yazma),, nr.4539/12, Mehmed Paşa ktb., Darende, 1051h,C.I, s.253; İsmail Hami Danişmend,İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1948, C.II, s.159; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, T.T.K.Basımevi,Ankara,1988,C.II, s.349; Kırzıoğlu, a.g.e., s.132; Asrar, a.g.e., s.102.
[8] . Feridun Bey, a.g.e.,C.I, s.544-546; Tevki Celal-zade inşasıyla İbrahim Paşanın Seraskerlik beratı; M. Tayyib Gökbilgin,Kanuni Sultan Süleyman ,2.Baskı, M.E.B.,Yayınları, İstanbul, 1992,s.70; Renzo Sertoli Salis, Muhteşem Süleyman, Çev. Şerafettin Turan, A.Ü.Basımevi, Ankara, 1963,s.134.
[9] . Bostan (Ferdi), Süleymanname,Ayasofya kitaplığı,nr.3317,(Türkçe Yazma),Süleymaniye ktb,İstanbul,v.148a; Karaçelebi-zade, Süleymanname,s.115; Ahmet b. Hemdem Süheyli, Tarih-i Şahi, Fatih Kitaplığı, nr.4356, (müellif hattı, Türkçe Yazma), Süleymaniye ktb. İstanbul,v.469a;Nişancı,a.g.e.,s.228;Danişmend,a.g.e.,C.II,s.163; Gökbilgin, İbrahim Paşa, İ.A., M.E.B.,İstanbul,1968,C.V/2, s.912.
[10] . Peçevi İbrahim Efendi, Tarih-i Peçevi, Amire Matbaası, İstanbul, 1281-1283h.,C.I, s.176; Hammer, Joseph Pustgall, Devlet-i Osmaniyye Tarihi, Terc. Mehmed Ata,Selanik Matbaası, İstanbul, 1330h., C.V.,s.145; Solakzade Mehmed Hemdemi, Solakzade Tarihi, Mahmud Bey Matbaası, İstanbul, 1297 h.,s.483; Danişmend, a.g.e.,C.II., s163; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.II.,s.350; Kırzıoğlu, a.g.e., s.133-134.
[11] . Gökbilgin , Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83., C.XXI., s.450; Danişmend, a.g.e., C.II., s.163; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.II., s.350.
[12] . Peçevi, a.g.e., C.I.,s.176; Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah, Sahaiful-Ahbar fi Vekayiul-Asar, Terc. Nedim Ahmed, Hacı Mahmud Kitaplığı, nr.4741, Süleymaniye ktb., İstanbul, 1285h.,C.III., s.490; Karaçelebi-zade,Tarih-i Ravzatul-Ebrar, Hüsrev Paşa Kitaplığı, nr.397, Süleymaniye ktb., İstanbul, 1238h., s.424; Danişmend, a.g.e., C.II., s.163; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.II.,s.350.
[13] . Danişmend,a.g.e.,CII., s.164; Başdefterdar İskender Çelebi oldukça zengin, altıbin iki yüz kölesi, bin ikiyüz atlıdan oluşan bir maiyyet alayı, tepeden tırnağa kadar sırmalar içinde altıyüz hizmetlisi olan bir kimse idi, derken;Danışman, a.g.e.,C.VII., s.32-33; İbrahim Paşa, İskender Çelebinin ihtşamını ve Padişahın ona olan iltifatını çekememiştir. Binikiyüz atlısının takımları altın ve gümüş idi, demektedir. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.II.,s.350.
[14] . Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki ilk Tedbirleri veFütuhatı, Belleten, S.83, C.XXI., s.450-451.
[15] . Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Fekete Tasnifi, Nr. 121; Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83, C.XXI.,s.463-465.
[16] . Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Fekete Tasnifi, Nr.129; Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı , Belleten, S.83.,C.XXI., s. 465.
[17] . Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.134.
[18] . Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki Tedbirlerive Fütuhatı, Belleten, S.83, C.XXI, s.452.
[19] . T.S.M.A., Ev. nr.11997; Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı,Belleten, S.83, C.XXI., s.466.
[20] . Peçevi, a.g.e., C.I.,s.176-177; Solakzade , a.g.e., s.483; Müneccimbaşı, Sahaiful-Ahbar, Terc. N. Ahmed, C.III., s.490; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.137.
[21] . Celalzade, Tabakatul- Memalik, v.200a; Bostan, Süleymanname, v.147b; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.134-135.
[22] . Bostan, Süleymanname, v.148a; Danişmend, a.g.e., C.II., s.163; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.135.
[23] . Peçevi, a.g.e., C.I.,s.178; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.137; Kırzıoğlu, Kars Tarihi I, Işıl Matbaası, İstanbul, 1953, C.I.,s. 520.
[24] . Peçevi, a.g.e., C. I.,s.177;M. Hilmi, Kanuni Sultan Süleyman ın 1533-1535 Bağdad Seferi, Askeri Basımevi, İstanbul, 1932, s.21; Danişmend, a.g.e., CII.,s.163 vd; Gökbilgin, Süleyman, İ.A., C.XI., s.116; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.II., s.350; Joseph Pustgall Hammer, Devlet-i Osmaniyye Tarihi, Terc. Mehmed Ata, Selanik Matbaası, İstanbul, 1330 h., C. V., s.146-147.
[25] .Karaçelebizade, Süleymanname, s.114-115; Hilmi, a.g.e.,s.21-22; Danişmend, a.g.e.,C.II.,s.164.
[26] . Hammer, D.O.T., Terc.M.Ata, C.V., s.147-148; Danişmend, a.g.e., C.II., s.164; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.135; Yaşar Yücel, Muhteşem Türk Kanuni ile 46 Yıl, T.T.K.Basımevi, Ankara, 1991, s.48.
[27] . Bostan, a.g.e., v.148a-148b; Müneccimbaşı, Sahaiful-Ahbar, Terc. N. Ahmed, C.III., s.490; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.136; Kırzıoğlu, Kars Tarihi, C.I., s.520.
[28] . Sertoli Salis, a.g.e.,s.135; Hammer, D.O.T., Terc. M. Ata, C.V., s.149; Faruk Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, (Şah Tahmasb İsmail ile Halefleri ve Anadolu Türkleri), T.T.K. Basımevi, Ankara, 1992, s.62.
[29] . Hammer, D.O.T., Terc. M. Ata, C.V.,s.149; Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, s.62.
[30] . Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83, C.XXI., s.452.
[31] . T.S.M.A., Ev. nr.4080/1; Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83., C.XXI., s.467-470; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.136-138.
[32] .Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83., C.XXI., s.453; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.139.
[33] .T.S.M.A., Ev.nr.4080/1; Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferinde İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83.,C.XXI., s.467-468; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.136-137.
[34] .Gelibolulu Mustafa Ali, Kitabut-Tarihi Künhul-Ahbar,nr.920, Raşid Efendi Ktb., Kayseri, 1083h.,v.304b; Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83.,C.XXI., s.454; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.137-138.
[35] . Bostan, a.g.e.,v.148b; Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki ilk Tedbirleri ver Fütuhatı, Belleten, S.83.,C.XXI, s.469-470; Gökbilgin, İbrahim Paşa, İ.A., C.V/2, s.913; Danişmend, a.g.e., C.II.,s.165; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.139.
[36] .Gökbilgin , İbrahim Paşa, İ.A.,C.V/2, s.913.
[37] .Danışman, a.g.e., C.VII., s.30-31.
[38] .Celalzade,Tabakatul-Memalik, v.201a; Bostan, a.g.e.,v.149b; Feridun Bey, a.g.e., C.I.,s.584; Ali,a.g.e., v.305a; Peçevi, a.g.e., C.I.,s.178; Müneccimbaşı, Sahaiful-Ahbar, Terc. N. Ahmed, C.III.,s.490; Solakzade, a.g.e., s483; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi , C.II., s.351; Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman , s.71; Danışman, a.g.e., CVI., s.162.
[39] . Peçevi, a.g.e.,C.I.,s.179; Danişmend, a.g.e.,C.II.,s.165; Mehmet Saray, Türk-İran Münasebetlerinde Şiiliğin Rolü, T.K.A.E.Yayınları, Ankara, 1990, s.28.
[40] . Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.140.
[41] . Matrakçı, a.g.e., s.42; Feridun Bey, Irakeyn Menazilnamesi, Münşeatüs-Selatin, C.I.,s.585; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi,s.140.
[42] . Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman , s.71; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.141; Gökbilgin, Süleyman, İ.A., C.XI.,s.116.
[43] . Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.141.
[44] . Ali, a.g.e.,v.305a; Matrakçı, a.g.e.,s.42; Gökbilgin, Süleyman, İ.A., C.XI.,s.116; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.141.
[45] .Matrakçı, a.g.e., s.42; Feridun Bey, a.g.e., C.I.,s.585-586; Danişmend, a.g.e., C.II.,s.168.
[46] .Saray, a.g.e.,s.48; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.141; Şii İranlılara Kızılbaş denildiği gibi,Sünni Özbeklere de Yaşılbaş(Yeşilbaş) denilmekteydi.
[47] . T.S.M.A., Ev.nr.6915.
[48] . Matrakçı, a.g.e.,s.42; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi ,s.141.
[49] . Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.141; Öztuna, Kanuni Sultan Süleyman , s.113.
[50] .Matrakçı, a.g.e., s.43.
[51] . Asrar, a.g.e., s.103.
[52] . Hilmi, a.g.e., s.18-19.
[53] . Hilmi, a.g.e., s.22.
[54] .Şemseddin b. Şeref, a.g.e., v.300a-300b; Bostan, a.g.e., v.149a; Ali, a.g.e., v.305a; Karaçelebizade, Süleymanname, s.116; Karaçelebizade, Ravzatul-Ebrar, s.424; Hazerfen Hüseyin, a.g.e., v.148a; Solakzade, a.g.e., s.484; Danişmend, a.g.e., C.II, s.166; Danışman, a.g.e., C.VI., s.162; Hilmi, a.g.e., s.25.
[55] .Danişmend, a.g.e., CII.,s.166; Danışman, a.g.e., C.VI., s.162; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.II.s.351; Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, C.IV., s.12.
[56] .Solakzade,a.g.e.,s.484;Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.II., s.350; Danışman, a.g.e., C.VI.,s.163.
[57] . Feridun Bey, a.g.e., C.I., s.585-586; Danişmend, a.g.e., C.II.,s.169; Hilmi, a.g.e.,s.14-15; Kırzıoğlu, Kars Tarihi, C.I.s.52; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.141.
[58] . Feridun Bey, a.g.e.,C.I.,s.586.
[59] . T.S.M.A., Ev.Nr. 4080/2; Sadrazam İbrahim Paşanın Kanuni Sultan Süleymana Irakeyn Seferindeki üçüncü arzıdır; Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83. C.XXI., s.470-476;(Türkçe transkripi); Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.157.
[60] . Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83.,C.XXI., s.454-455; Gökbilgin, İbrahim Paşa, İ.A., C.V/2., s913; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.144-145.
[61] . T.S.M.A., Ev.Nr.4080/2; Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferinde İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83., C.XXI., s.472-474; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.146-147.
[62] . T.S.M.A., Ev.Nr. 4080/2; Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri Ve Fütuhatı, Belleten, S.83, C.XXI., s.475; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.148-149.
[63] . Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83, C.XXI,s.456.
[64] . T.S.M.A., Ev.Nr.,4080/2; Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83., C.XXI.,s.476; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.149.
[65] . Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83., C.XXI., s.456-457.
[66] . T.S.M..A., Ev.Nr. 2759; Fermanlar Kataloğu, C.I. Fasikül.
[67] . Feridun Bey, a.g.e., C.I.,s.586; Enver Konukçu, Selçuklulardan Cu mhuriyete Erzurum, Y.Ö.K. Matbaası, Ankara, 1992, s.157; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.143-144.
[68] . Konukçu, a.g.e.,s.157-158.
[69] . Matrakçı, a.g.e., s.43; Konukçu, a.g.e., s.158; Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman , s.71; Asrar,a.g.e.,s.104.
[70] . Matrakçı, a.g.e.,s.43; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.150.
[71] . Karaçelebizade, Süleymanname, s.116; Müneccimbaşı, Sahaiful-Ahbar, Terc.İ.Erünsal, C.II.,s.51; Danişmend, a.g.e., C.II., s.166; Danışman, a.g.e.,C.VI.,s.163.
[72] . Peçevi, a.g.e., C.I.,s.179; Ulama Kızılcadağ yaylağında askerlere , Buradan ötesi bayındır memleketlerdir , siz talan için girin, ben dışardan size bekçilik ederim diyerek onları cehennem ukyusu gibi dar yerlere soktu, demektedir.Hilmi, a.g.e., s.25; Anadolu ve Kürdistan askerlerinden onbin kişi, Alman sefirlerinin raporlarına göre yirmibeşbin kişilik bir kuvvet Kızılcadağda telef olmuştur.Danişmend, a.g.e., C.II., s.166.
[73] . Peçevi, a.g.e., C.I., s.180-181.
[74] . T.S.M.A., Ev.nr. 6550; Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83.,C.XXI.,s.477.
[75] . Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83, C.XXI., s.457.
[76] . T.S.M.A., Ev. nr.5878; Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83.,C.XXı.,s.478; Hilmi, a.g.e., s.28; Danışman, a.g.e., C.VI., s.163.
[77] . T.S.M.A., Ev. nr.5878; Gökbilgin, Arz ve raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83, C.XXI., s.478.
[78] . Matrakçı, a.g.e., s.43; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.150.
[79] . Solakzade, a.g.e., s.485; Hilmi, a.g.e., s. 28, Danişmend, a.g.e., C.II., s.167.
[80] . Peçevi, a.g.e., C.I., s.181.
[81] . Gökbilgin , Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83, C.XXI., s.458; Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman , s.72; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.150.
[82] . T.S.M.A., Ev.Nr. 5860; Gökbilgin, Arz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşanın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbirleri ve Fütuhatı, Belleten, S.83., C.XXI., s.478-479.
[83] . Bekir Kütükoğlu,Tahmasp I, İ.A.,C.XI., s.642; Sümer, a.g.e., s.62; Saray, a.g.e., s.28.
[84] . Celalzade, Tabakatul-Memalik, v.200b-201a; Ali, a.g.e.,v.305b; Hezarfen Hüseyin, a.g.e., v.148a; Karaçelebizade, Süleymanname, s.116; Peçevi, a.g.e., C.I.,s. 182; Hilmi, a.g.e.,s.28; Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman ,s,72.
[85] . Ali, a.g.e., v.305b; Müneccimbaşı, Sahaiful-Ahbar, Terc. N. Ahmed, C.III., s.491; Karaçelebizade, Ravzatul-Ebrar, s.425; Danişmend, a.g.e., C.II., s.169; Danışman, a.g.e., C.VI., s.164; Solakzade, a.g.e., s.485.
[86] . Hilmi, a.g.e.,s.31; Danişmend, a.g.e., C.II., s.170; Saray, a.g.e.,s.28.
[87] . Hilmi, a.g.e., s.31; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.II., s.351; Danişmend, a.g.e., CII., s.176.
[88] . Celalzade, Tabakatul-Memalik, v.224a; Feridun Bey, a.g.e., CI., s.597; Konukçu, a.g.e., s.152; Danişmaend, a.g.e., C.II., s.171; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.161.
[89] . Danişmend, a.g.e., C.II, s.171; Danışman, a.g.e., C.VI., s.164.
[90] . Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas ellerini Fethi, s.158.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir