Prof. Dr. Remzi KILIÇ

MİLLî MÜCADELE’DE GİZİK DURAN VE FAALİYETLERİ

Kılıç, R. (2003).Millî Mücadele’de Gizik Duran ve faaliyetleri. IV.Kayseri ve Yöresi Tarih Sempozyumu, (10-11 Nisan 2003), Kayseri, ss. 361-377.

Prof.Dr Remzi Kılıç
Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

I.Dünya Savaşı Sonrası Durum ve Millî Mücadelenin Başlaması

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devletinin de içinde bulunduğu İttifak Devletlerinin mağlubiyeti ile sonuçlanmış, İtilâf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında 30 Ekim 1918de hükümleri son derece ağır olan Mondros Mütarekesi imzalanmıştı. Bu mütareke ile Osmanlı Devleti hukûken olmasa bile fiilen sona ermiştir . Zaten savaş sırasında İtilâf Devletleri; İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya yaptıkları gizli antlaşmalarla Osmanlı Devletini aralarında paylaştılar. Yani bir bakıma nüfuz bölgelerini teyit ettiler. Artık mütareke hükümleri galip devletlere bu nüfuz bölgelerini fiilen işgal etme fırsatı verdiği gibi, azınlıklara da harekete geçme imkanı sağlıyordu. Nitekim antlaşma kısa süre sonra uygulanmaya başlandı. İtilâf Devletleri Türk topraklarını fiilen işgal ederek parçalayacak girişimlerde bulunacaklardır.
Mondros Antlaşmasına uygun olarak Türk birlikleri cephelerden geri çekildi ve terhis edildiler. Osmanlı ordusunun mevcudu elli bin askere düşürüldü. Öte yandan devletin ulaşım ve haberleşmesi, askeri önemi olan maden ürünleri İtilâf devletlerinin denetimine geçti. 6 Kasım 1918den itibaren Çanakkale ve İstanbul boğazları İtilâf devletleri kuvvetlerince işgal edildi. Antlaşmanın 7. maddesine dayanarak İngilizler; Çanakkale, Musul, Batum, Antep, Konya, Maraş, Birecik, Samsun, Merzifon, Urfa ve Karsı işgal ettiler. Fransızlar da; Trakyadaki demiryolunun önemli istasyonları ile Dörtyol, Mersin, Adana ile Afyon istasyonunu işgal ettiler .
18 Kasım 1918de Lord Kurzon Avam Kamerasında yaptığı konuşmada; Kürt, Arap, Ermeni, Rum ve Yahudilerin Türk egemenliğinden kurtarılacağını söylemektedir. Ayrıca mütarekenin 24. maddesi de Osmanlı Devleti üzerinde bir Ermeni Devleti kurulmasının yolunu açmaktaydı . Bu madde de; Vilâyat-i Sittede karışıklık çıkması halinde bu vilayetlerin herhangi bir kısmının işgal hakkını İtilâf Devletleri muhafaza ederler , denilmekteydi.
Buna dayanarak, Güney ve Güneydoğu Anadolu, İngiliz, Fransız ve Ermeniler tarafından işgal edildi. İngilizler 8 Kasım 1918de Musula girerken, Fransızlarda 11 Kasım 1918de İskenderunu işgal ettiler. İngilizler Güney Cephesinde Türk kuvvetlerinin Pozantının kuzeyine kadar çekilmelerini istediler. İstanbul hükümeti bunu kabul edince, Çukurova bölgesinde yaşayan Türk ahali haklı olarak tedirginlik duymaya başladı. Adanalılar ilgili makamlara protestolarını bildirip, bölgenin Türk yurdunun bir parçası olduğunu ve koparılamayacağını savundular. Fakat bu girişim İngiliz, Fransız ve Ermenileri durdurmaya yetmemiştir .
Fransızlar bu bölgede başlattıkları işgaller sırasında Ermenilerden hem askerî hem de idarî bakımdan faydalanmışlardır. Ermenilerin işgallerde yer almaları bölgedeki tepkilerin de artmasına sebep olacaktır. Fransız Genarali Gouraudun emrindeki altı taburdan üçü Ermenilerden meydana gelmişti. Dünyanın dört bir yanından koşup gelen beş-altı bin Ermeni gönüllüsünden bir Ermeni alayı kurulmuştur. Fransızların böyle bir alay kurmalarındaki gayeleri; Ermenileri Kilikyanın kurtuluşuna iştirak ettirmek ve böylece onların millî emellerinin gerçekleşmesi için yeni deliller ve destekler sağlamaktı. Bu Ermeni gönüllüler, Fransız bayrağı altında ve Fransız üniformaları ile çarpışıyorlardı. Fakat Ermenilerin kendilerine ait özel bir bayrakları bulunuyordu. Fransa hükümeti, bu bölgenin idarî işleri ve polis, demiryolları, posta işleri vb. gibi önemli hizmetlere Ermenileri tayin etmişti .
Fransızlar ile Ermenilerin yoğun bir işbirliği içerisinde olduklarını görüyoruz. Nitekim Fransızlar, Ermeni gönüllü alayı ile birlikte 11 Aralık 1918de Dörtyola girmişlerdir. Aynı kuvvetler 17 Aralık 1918de Mersini, 21 Aralıkta Adanayı ve 27 Aralık 1918 tarihinde de Pozantıyı işgal ettiler. Bundan sonra ise bölgede, Fransız himayesinde Ermeni vahşetinin yaşanmasına şahit olundu. Bu işgaller karşısında İstanbul hükümeti bir şeyler yapamayınca, bölge halkı kendi imkanlarıyla bu fiilî duruma karşı koymaya çalışacaklardır .
15 Mayıs 1919da İngiltere ve yandaşları tarafından teçhiz edilmiş olan Yunan kuvvetleri İzmiri işgal etmişlerdir. Bu arada Mustafa Kemal, 3. Ordu Müfettişi olarak atanmış ve 19 Mayıs 1919da Samsuna çıkmıştır. Türk Millî Mücadele hareketinin başlangıç tarihi olarak Büyük Atatürkün 19 Mayıs 1919da Samsuna çıkışı kabul edilir. Memleketin içine düşürüldüğü çok tehlikeli durumu ortadan kaldırmak, Türk devletinin bağımsızlığı için gerekli tedbirleri almak üzere kurtuluş çareleri aranmaya başlanmıştır.
Bu amaçla memleketin özellikle işgale uğrayan bölgelerinde, kendi mıntıkalarının kurtarılması istikametinde Millî Cemiyetler kurulmaya başlanmıştır. Trakya Paşaeli Cemiyeti, Doğu İlleri Müdafaa-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti, Trabzon Muhafaza-ı Hukûk Cemiyeti, İzmir Redd-i İlhak Cemiyeti ve Kilikyalılar Cemiyeti gibi cemiyetler kurulmuştu. Bu cemiyetlerin Müdafaa-i Hukûk-ı Millliye adıyla memleketin her tarafında şubeler açtığı bilinmektedir .
Büyük Atatürkün kendi gözlemlerine göre kurtuluş için üç türlü karar ortaya atılmıştır; İngiliz Himayesi, Amerikan Mandası ve Bölgesel kurtuluş çarelerine başvurmaktır. Mustafa Kemal, bunun üzerine görüşlerini şöyle belirtmektedir: Efendiler, ben bu kararların hiçbirinde isabet görmedim. Çünkü bu kararların dayandığı bütün deliller ve mantıklar çürüktü ve temelsizdi. Gerçekte içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devletinin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bununda taksimini sağlamaya çalışmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun istiklali, padişah, halife, hükümet, bunların hepsi anlamı kalmamış birtakım boş sözlerden ibaretti… Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da Millî Hakimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak! İşte, daha İstanbuldan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsunda Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar, bu karar olmuştur .
Bu kararın dayandığı en güçlü muhakeme ve mantık şuydu: Temel ilke, Türk Milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, istiklalden yoksun bir millet, medenî insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık görülemez. Yabancı bir devletin himaye ve yardımını kabul etmek, insanlık haklarından mahrumiyeti, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu derekeye düşmemiş olanların, isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez. Halbuki, Türkün haysiyet ve şerefi, gururu ve kâbiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. O halde ya istiklâl ya ölüm! İşte, gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır .
Büyük Atatürkün ortaya koyduğu bu önemli tespitleri, Anadoluda Türk halkının Millî Mücadelede benimsediği ilkeler olmuştur. Kuvây-ı Milliye düşüncesi memleketin her yerinde ortaya çıkmaya başlamıştır. Kuvây-ı Milliye; 1. Düzenli ordular teşkil edilinceye kadar düşmanları karşılayan değişik millî kuvvetleri, 2. Millî Mücadeleyi gerçekleştiren maddî ve manevî güçleri ifade etmektedir. Kuvây-ı Milliye; İstiklâlini, namusunu ve şerefini, kaybetmemek için bir ölüm-kalım mücadelesine atılan Türk Milletinin azim, gayret, ümit ve inancının bir tezahürüdür , diyebiliriz.
Millî kuvvetlerin oluşturulması şu plan ve program çerçevesinde yapılmaktaydı: 1. Hükümetle resmen ilgisi olmayacak, fakat millî bir sıfat ve salahiyet taşıyacak bir gayr-i resmî kuvvetin meydana çıkarılması ve bu kuvvetlerin el altından ordunun silah ve cephânesiyle donatılması sağlanacaktır. 2. husus ise; Ordunun nizamiye kuvvetlerinin de bu millî kuvvetlerle beraber o kuvvetin çatısı altında direnişe iştirak ettirilmesidir. Kuvây-ı Milliyeyi teşkil edenler genelde; terhis edilmiş olan Osmanlı birliklerinin subayları, İzmirin işgalinden sonra içerilere çekilip direnişe karar veren subaylar, İttihat ve Terakki yönetimi döneminde tayin edilen ve milliyetçilik anlayışını benimsemiş olan kaymakamlar, mutasarrıflar, efeler ve milislerdir .
Millî kuvvetleri teşkil edecek her fert Kuran-ı Kerime el basarak mal ve can üzerine yemin ederdi. Ancak Kuvây-ı Milliye nizâmi bir ordu değildi. Tümen, alay, tabur, bölük teşkilatları yoktu. İnsan kaynağı ise; bazan dağda gezen eşkıya ve zeybekler, asker kaçakları, hapishaneden çıkarılan mahkum ve zanlılar, bir nevi askere alma şeklinde köylerden toplanan kimseler, gerçekten millî ve vatanî duygularla, başka gaye gözetmeksizin mücadeleye katılan gönüllüler ve adamlarıyla birlikte müfreze oluşturularak mücadeleye katılan mülk sahipleri idi . Millî mücadele için yapılan ilk davete uyanlar, millet adına silahlananlar ve düşmana ilk karşı koyanlar, hep Kuvây-ı Milliye kuvvetleri olmuştur. Muhalefet edenleri susturmak, fesatçıları vazgeçirmek, halkın can ve mal güvenliğini sağlamakta bunlar tarafından yerine getirilmiştir.
Millî Mücadelede Adana Cephesi:
Adana ve çevresinin Fransızlara verileceğine ilişkin haberler üzerine İstanbulda bulunan Adana ileri gelenlerince 21 Aralık 1918de Kilikyalılar Cemiyeti kurulmuştur. Bu cemiyet Adana ve havalisinde yapılacak olan Fransız işgaline karşı durmak ve Toroslar sahasında kurulmak istenen Ermeni idaresine engel olmak gayesini taşıyordu . Yine 1918 yılı Aralık ayı sonlarında, Adanada Fransız işgaline karşı bir de Adana Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştu. Bu faaliyetlerin yanı sıra bölgede Fransız ve Ermeni birliklerine karşı fiilî direnişe de geçilmiştir.
19 Aralık 1918de Dörtyol civarındaki Karakese köyünde Fransız kuvvetlerine karşı silahlı çatışmaya giren köylüler onları geri püskürttüler. Daha sonra Kara Hasan adında bir kişi etrafına topladığı adamlar ile birlikte 1919 başlarında bu bölgede dağa çıkıp Fransız işgaline karşı ilk direnişi başlatmıştır . Bu durum Türk halkının işgalcilerin esareti altında yaşamak istemediğinin açık bir işaretidir.
İstanbulda Adanalılar tarafından kurulmuş olan Kilikyalılar Cemiyeti, İç İşleri Bakanlığına bir dilekçe vererek, Kilikyalılar Cemiyeti Nizamnâmesi Esâsisini bildirmişlerdi. Cemiyetin kurucuları ve yönetim kurulu üyeleri, cemiyetin altı maddelik nizamnâmesini yayınlamışlardı. Nizamnâmede Kilikyalılar Cemiyetinin çalışma alanına, Adana ve çevresi ile İçel ve Maraş sancakları, buralara mücavir olan Antep, İskenderun, Belen ve Reyhanlıda girmekteydi. Bu bölgede yaşayan nüfusun yüzde doksanını Türklerin oluşturduğu, eskiden olduğu gibi Osmanlı Devletine bağlılıklarının devam edeceği, bunu için iç ve dış girişimlerde bulunulacağı ve yukarıda adı geçen yerleşim yerlerinde merkezi İstanbulda olan cemiyetin şubelerinin açılacağı nizamnâmesinde yer almıştı.
Faaliyetlerini işgal ve tehdit altındaki İstanbulda sürdürmesine ve dönemin olumsuz şartlarına rağmen Kilikyalılar Cemiyeti, İstanbul hükümetlerine ve İtilâf Devletleri makamlarına çekinmeden başvurarak, olumsuzlukların düzeltilmesini istemiş, Mustafa Kemal ile ilişkilerini sürdürmüş ve bilhassa, Adanalı aydınlar ile birlikte yürüttüğü çalışmalarına etkinlik kazandırmaya çalışmıştır . Öte yandan ise, Fransızlar fiilî olarak işgallere çoktan başlamışlardı.
Fransız kuvvetleri, 11 Aralık 1918de takviyeli bir piyade alayı ile Dörtyolu işgal etmişlerdi. 17 Aralık 1918de Mersin ve Antep, 19 Aralıkta Tarsus işgale uğramıştı. 20 Aralık 1918e kadar Adana ve Osmaniye sancaklarını işgal etmişlerdi. 9 Ocak 1919da Fransız albayı Romien, Genel Vali olarak Adana Hükümet Konağına yerleşmiştir. Onun resmi mühründe ise Ermenistan İdarî Servisi yazısı vardır. Fransız birliklerinde Ermeni müfrezeleri bulunduğu gibi, Suriyeye göç etmiş olan Ermeniler de getirilerek yerleştirilmekte ve silahlandırılmaktadır. Ermeniler de Türklere karşı baskılarını gittikçe artırıyorlardı . Bu gelişmeleri 22 Şubat 1919da Maraşın işgali, 8 Mart 1919da Kozanın işgali, 24 Mart 1919da İngilizler tarafından Urfanın işgali takip etmiştir. Güney bölgesinin kuzeyindeki dağlık bölgeye yerleştirilen Ermeniler, kasabaları tahkim etmeye, Fransızlarda kuzeye doğru sızma harekâtına başlamışlardı. Bütün bu bölgelere ise Kilikya adı veriliyordu .
Fransız işgali Adana cephesinde, kuzeye doğru genişlemiş; Pozantı, Ceyhan, Kozan, Osmaniye bölgelerini de tamamen içerisine almıştı. Fransız-Ermeni işgalinin başlamasıyla birlikte Adana ve havalisindeki halkın bir kısmı, bölgenin kuzeyine doğru, İç Anadoluya göç etmeye başlamıştır. İşgali tâkiben Fransız yetkilileri isteklerini yerine getirmeyen mahallî ve mülkî idare âmirlerini görevden almış, yerlerine Fransız ve Ermeni idareciler atamışlardır .
Fransızların Adana ve civarını sömürgeleştirmek için başlattıkları işgal üzerine bölge halkı olayı protesto etmiştir. Fransız idareci ve askerî yetkililerin Ermeni komitecilerine alet olması Ermenilere cesaret vermiş ve olayların tırmanmasına sebep olmuştur. Fransız işgalinden sonra bölgeye Ermeni göçü başlamış ve Ermeni idaresi kurulması yönünde faaliyetlere başlamışlardır. Fransız ve Ermenilerin yağmalama ve saldırı hareketlerine karşı bölgede teşkilatlanma başlamıştır. Çukurovada ilk olarak Karaisalıda teşkilat kurulmuş ve çete savaşı ile Fransızlara karşı mücadele başlatılmıştır. Bu mücadeleyi yönlendirmek ve yönetmek üzere bölgeye askerî yetkililer gönderilmiştir.
1 Kasım 1919da Adana Cephesi Kuvây-ı Milliye Komutanlığına atanan topçu binbaşı Kemal Beyin idareyi ele almasıyla Fransızlara karşı mücadele oldukça şiddetlenmiştir. Pozantıdaki bir Fransız taburu 28 Mayıs 1920de esir edilmiştir . Bundan hareketle yapılan mücadele sonucunda başarılı neticeler alınmıştır. Kavaklıhan çarpışmaları, Fransız komutanı Menilein Toroslarda Kar Boğazında esir alınması Fransızları zor durumda bırakmıştır. Bu çarpışmalar sonucu Fransızlar yirmi günlük geçici ateşkes antlaşması istemişler ve Fransızlar ile 28 Mayıs 1920de ateşkes antlaşması imzalanmıştır.
Antlaşmanın bozulmasından sonra Ermeniler Adananın çeşitli semt ve köylerinde Türklere saldırmaya başladılar. Fransızlar bu olay üzerine 4 Temmuz 1920de şehirde sıkı yönetim ilan ettiler. 10 Temmuz 1920de Adanada kaçkaç olayı yaşandı. Fransızlar Türkleri göçe zorlamak amacı ile Türk mahallelerini hedef alan ateş sonucu, bütün Adanalılar silah sesleri arasında evlerini işlerini bırakarak göçe başladılar. Ermeniler Adanada Ermeni Devleti kurmak düşüncesi ile Türkleri göçe zorlamak hususunda Fransız komutan Bremondu teşvik ediyorlardı .
Fransız İşgali, Gelişen Ermeni Olayları ve Kilikya Komutanlığının Kurulması:
Fransızların bölge hakkındaki amacı ve düşüncesi ile ilgili olarak Fransa başbakanı Briand; Adana bölgesi ve Mersin limanı ile İskenderun, doğal ve mükemmel bir körfez teşkil eder. Buna karşılık stratejik savunmayı sağlayacak dağlar, körfezden bir hayli uzaktır. İşte bu nedenledir ki, askerî sınırlarımızı Ermenilerin rıza ve istekleri üzerine daha ötelere götürmek istedik , demektedir. Fransız başbakanın ifade ettiği gibi, Fransız işgali Ermenilerin isteği üzerine sınırları Torosları kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Fransızlar bu işgalde sınırları Zamantı ırmağı kabul ederek, Zamantı ırmağının doğusunda kalan yerleri ele geçirmişlerdi.
Anadolunun güney bölgesinin Fransızlar tarafından işgal edilmesiyle birlikte, Kafkasyadan ve Dünyanın her tarafından yüz bin civarında Ermeni büyük Ermenistan kurmak hayali ile Adana bölgesine gelmişlerdi. Toplanan bu Ermeniler çifte tabanca taşıyorlar ve beyaz kalpak giyiyorlardı. Kendi kendilere kamavor fedâi diyorlardı. Bunlardan bir kısmı o zamanlar Osmanlı topraklarının güney sahası olan Suriye ve Lübnanda ikamet ediyorlardı. Fransızların işgaliyle Ermeniler; Adana, Maraş, Urfa, Antep, Osmaniye, Kozan, Mersin, Saimbeyli, Zeytun, Şar, Haruniye gibi yerlerde, Fransız kuvvetleri ile birlikte silahlı çeteler olarak Türklere karşı savaşıyorlardı .
Fransızların işgal birliklerinin yanı sıra, Ermeni çetelerinin ise güney bölgelerinde; Antepte 2500, Maraşta 2000, Saimbeylide (Haçın) 1500, Urfada 1000, Zeytunda (Süleymanlı) 500, Şarda (Tufanbeyli) 350, Kozanda 300, Adana ve Mersinde 1000, Osmaniye, Bahçe ve Haruniyede ise 1000 kadar olmak üzere toplam 10150 askeri bulunuyordu . Bu Ermeniler Fransızlar ile tam bir işbirliği ve uyum içerisinde, yüzyıllardır iç içe yaşadıkları Türklere karşı adetâ bir katliâma girişmişlerdi.
Fransız yüzbaşı Taillardat (Tayyarda) komutasındaki Fransız ve Ermeni kuvvetleri 1 Mart 1919da Kozanı işgal ettiler. Fransız Taillardat, Ermenilere fırsat sağlamak, yapacakları yağma ve talana göz yummak için işgal hareketinin idaresini Ermeni subay, jandarma ve idare memurlarına bıraktı. Taillardat, Kozan Jandarma Tabur Kumandanlığına yüzbaşı Ali Saipi atadı. Bu dönemde Kozana gelerek jandarma olan Ermenilerin sayısı devamlı artmaktaydı. Kozan ve havalisinde; kalpaklı, kamalı, çifte tabancalı çoğu Kafkasyadaki Rus Çarının ordusundan gelen, Antronik çetesine ve diğer Ermeni terör örgütlerine bağlı Ermeni militanlar dolup taşmaktaydı. Kozan Sancağı; Kozan, Saimbeyli, Feke ve Kadirli olmak üzere dört kazadan oluşmaktaydı. Kozan Sancağının tamamı 8 Mart 1918de Fransız işgali altına girmişti. Bu süreçte dağlarda ve yollarda yüz kırk Türkün cesedi bulunmuştur.
Fransız işgali ile birlikte, bu durumdan rahatsız olan kişiler, işgal sahası olan Feke, Kozan, Haçından kaçarak Develiye 250-300 kişi kadar gelip sığınmışlardı. Gelenlerin çoğu Çukurova eşrafından tanınmış ve zengin kimselerdi .
Mustafa Kemal Paşa tarafından özel bir görevle Develiye gelen ve Kozan Heyeti ile görüşen Kılıç Ali Kozanlılara, Sivasa giderek Mustafa Kemal Paşa ile görüşmelerini söylemişti. Kozan Heyeti; Kurdoğlu Hulusi, Topaloğlu Halil ve Faik Üstün (Emmi Mustafa) 24 Ekim 1919da Sivasa vardılar. Mustafa Kemal Paşa Amasyada olduğu için Osman Tufan Paşa ile görüşmüşlerdi. 31 Ekim 1919da ise Kozan Heyeti Mustafa Kemal Paşa ile görüştüler. Üç kişilik Kozan Heyeti, işgal kuvvetlerine karşı Aydınlı aşiretinin 5000 kişi kadar silahlı kuvvet çıkarabileceğini söylediler . Toplantı sonucunda Kilikya Kuvây-ı Milliye Komutanlığının kurulmasına karar verilmiştir. Kilikya Kuvây-ı Milliye Komutanlığına topçu binbaşı Kemal Bey, yardımcılığına ise piyade yüzbaşı Osman Bey atanmıştır. Kemal Beye Kozanoğlu Doğan Bey, Osman Beye de Aydınoğlu Tufan Bey takma adları verilerek mücadelede komutanların adı bir süre gizli tutulmuştur .
Mustafa Kemal Paşa tarafından 1 Kasım 1919da görevlendirilen komutanlar, gerekli talimatları aldıktan sonra 2 Kasım 1919da Sivastan yanlarında bir mektupla ayrılmışlardı . Mustafa Kemal Paşa tarafından, Develi Belediye Başkanı Kamberli Osmana gönderilen mektup şöyledir; Sivas- sırdır. 1 Kasım 1919- Everek Belediye Riyasetine
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi, Kilikya Kuvây-ı Milliye Kumandanlığına binaşı Kemal beyi, muavinliğe yüzbaşı Osman beyi atamıştır. Millî vazifelerinin devamı müddetince Kemal Bey (Kozanoğlu Doğan Bey) Osman Beyde (Aydınoğlu Tufan Bey) takma adını taşıyacaklardır. Millî vazifelerinde tarafınızdan her suretle mazharı muavenet ve istinat olunmasını ehemmiyetle rica ederiz.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi nâmına Mustafa Kemal .
Komutanlar Develiye geldikleri vakit, Develi halkı kazada bulunan 2000 kadar Ermeninin taşkınlığı yüzünden çok tedirgin durumdaydı. Fransız işgali Develiye 20 km. kadar yaklaşmış, halk her an Develinin de işgal edileceği endişesi içindeydi. Öte taraftan Sivasta Mustafa Kemal Paşaya Kozan temsilcilerinin söylediği bölgede Aydınlı aşiretinin 5000 silahlı kuvvetinin bulunduğu ifadeleri tamamen asılsız çıkmıştı. Hatta, Fransızlar Çukurovadan göçü yasakladığı için bölgede Aydınlı aşireti hiç yoktu. Ellerinde hiçbir kuvvet bulunmayan komutanlar her bir şeyi kendileri baştan teşkil edeceklerdir.
Gizik Duranın Millî Mücadele Tarafına Katılması ve Faaliyetleri:
Feke Kazasında her şeye hakim olan ve daha önce bölgede Fransızlar lehine casusluk yaptığı bilinen Cezmi adında birisi , vatanperverlik duygusuyla Millî kuvvetler tarafına geçmişti. Fekeli Cezmi sayesinde artık işgal bölgesinden haber alınabiliyordu. Fekeli Cezmi Kozandaki Fransızlar ile işbirliği yapan jandarma komutanı Ali Saipi de Millî Mücadele tarafına geçirmeye çalışıyordu. Millî kuvvetlerin teşkili biraz güçte olsa bir zaruretti. Bölgede eşkıyalık yapmakta olan Kozan jandarma komutanı Ali Saipinde kendisinden çekindiği Gizik Duran ile temasa geçilmeye karar verildi.
Gizik Duran ile görüşen Aydınoğlu Tufan Bey olayı şöyle nakletmektedir: Bir Ermeni subayı pusuya düşürüp öldürenlerin aile ve köylerini, hatta yakınlarını Ali Saip, çok sert şekilde cezalandırdığından bu çetenin Ali Saipten intikam almak hevesinde olduğunu tahmin etmiştik. Elimizde henüz bir kuvvet bulunmadığından, Ali Saipi korkutmak için bu çeteyi elde etmeyi düşündük. Çete reisi dört kişi olup, Develi mıntıkasında bir köyde saklanıyorlardı. İstanbul hükümeti bunların tutuklanmasını ve idam edilmek üzere Fransızlara teslimini Develi Kazası kaymakamına emretmişti. Her iki tarafta da yaşamak hakkı olmayan bu çetenin elde edilmesi ve iyi idare edilirse faydalı işler gördürülmesi düşüncesiyle bizzat bunlarla görüştüm. Başlangıçta hükümet adamı olduğumu zannederek çekinmişlerdi. Zamanla ısındılar ve düşman istilâ mıntıkasında Millî kuvvetler ile çalışmaya, namuslu ve uslu olmaya, eşkıyalık etmemeye söz vermişlerdi. Esasen eşkıyalık etmiyorlardı. Ara bölgedeki köylüler bunları, kendilerinin Haçın Ermenileri tarafından her an bekledikleri baskınlara karşı muhafız olarak kabul etmekte ve kendilerine saygı duymaktaydılar. Bu çetenin on beş kadar silahlısı vardı. Hepsi 20-25 yaşlarında gençlerdi ve reisleri Gizik Durandı .
Gizik Duran ve arkadaşlarının Millî Mücadele tarafına geçmesi ve Kilikya Kuvây-ı Milliye Komutanlığının emri altına girmesiyle işgal bölgesinde bu ekip çok faydalı faaliyetlerde bulunmuştur. Bu kişiler işgal bölgesinde Fransız ve Ermeni görevlileri çok zor durumda bırakmıştır. Gizik Duran 1897de Saimbeyliye bağlı Cumhurlu köyünde doğmuştu ve okur-yazarlığı yoktu. I. Dünya savaşı sırasında askerlik görevinden kaçarak dağa çıkmıştı. Dağlarda eşkıyalık yapmaktaydı. Mondros Mütarekesi sonucu dağdan inmiş, ancak eşkıyalık süresince mağdur ettiği kişilerce yapılan şikayetler üzerine tutuklanıp Adana Cezaevine hapsedilmişti.
Fransızlar Adanaya geldikten bir müddet sonra, hapishanede işlerine uygun kullanabileceklerini düşündükleri kişileri seçmeye başlamışlardı. Özellikle Ermenilerin istekleri üzere Torosları karış karış bilen Gizik Durandan yararlanmak istediler. Asker kaçağı da olduğu için vatanına karşı ilgisiz olduğuna inanmışlardı. Ermeni bir tercüman aracılığı ile Gizik Durana Fransızlar şu teklifi yaparlar: Seni hapisten çıkarıp silah vereceğiz. Birde sana aylık bağlayacağız. Haçine gidip bizim jandarmaların emrinde çalışacaksın. Kabul ediyor musun ve Fransız hükümetine sadakatten ayrılmayacağına yemin eder misin? Bu teklif karşısında biraz düşünen Gizik Duran hapishane hayatına da alışamamış olduğu için kabul eder. Serbest bırakılan Gizik Duran bir miktar para ve silah alarak köyüne dönmüştür .
Bir zaman sonra Saimbeylinin Cumhurlu köyüne Artin çavuş başta olmak üzere Ermeni jandarmaları gelip, muhtarın odasına oturup köylüleri toplatmıştır. Bu arada Gizik Duranda gelmiş ayakta beklemeketedir. Çevrede yaptığı işkence ve şiddetle nam salan Artin çavuş, Gizik Durana köyde silah olup olmadığını vs. sorar. Oda, ne gezer efendim av tüfeklerini bile topladık, demiştir. Artin çavuş bir anda; Sıra ve fırsat bize geçti, tehcir sırasında yaptığınızın acısını çıkartacağım diyerek, Gizik Durana dönüp köylülerin şaşkın bakışları arasında; Duran senden bu gece köyün en güzel kadınını isterim. Süleyman Kahyanın dul gelini için iyi diyorlar, hadi bakalım sadakatini göster dedi. Bu sırada Gizik Duran yere bakıyor ve zangır zangır titriyordu. Köylüler hayret ve nefret bakışlarını Gizik Durana çevirmişlerdi. Gizik Duran, birden bire fırladı ve belinden çektiği bıçağı Artin çavuşun kalbine saplamıştı. Daha sonra diğer Ermeni jandarmalar da öldürüldü ve bu hadiseler üzerine Gizik Duran arkadaşı Halil ile birlikte Kozan dağlarına kaçmıştı .
Gizik Duran Zamantı ırmağı üzerinde bulunan Pungu (Kılıçkaya) köyüne gelmiş, kendilerine bir zaman sonra Feke Kazasının Keklikçi köyünden Arap Ali, Hacı Ahmet, Yavuz Ali ve Cılaz İsmailde katılmıştı. Gizik Duranın yanında kısa sürede otuz-kırk kişilik bir gurup oluşmuştu. Bu kişilerin çoğu aileleri işgal sırasında Ermeniler tarafından mağdur edilen insanlardı. Ermenilerden intikam amacı ile bir araya gelmişlerdi. Çevredeki köyler tarafından beslenen bu adamlar, köylüler tarafından işgalci Fransız ve Ermenilere karşı bir güvence gibi görülüyorlardı .
Develide Kilikya Komutanlığı karargahı kurulunca, ortaya çıkan silahlı kuvvet ihtiyacı Pungu köyündeki Gizik Duran ve arkadaşları ile temasa geçilerek kısmen sağlanmıştı. Gizik Duran ve arkadaşları, dağları, yolları, geçitleri, saklanabilecek yerleri karış karış biliyorlardı. Kuvây-ı Milliyenin bölgede vurucu, öncü gücü olmuşlardı. Ermeni çeteleri tarafından korkunç bir tehlike sayılıyorlardı. Komutan Doğan Beyin emri ile 9-10 Mart 1920 gecesi öncü kuvvet olarak Gizik Duran ve arkadaşları, Doğanbeyli (Urumlu) köyünü basarak Ermeni çetelere kayıplar verdirerek, onları Saimbeyliye kadar kovaladı. Bu durum Türk halkını teşvik bakımından heyecanlandırdı. Gizik Duran Saimbeyli kuşatmasında da yer aldı ve çok önemli katkıları olmuştur. 3 Temmuz 1920de kurtarılan Şar köyü savaşlarında başarılı hizmetleri görülmüştür .
Gizik Duran ve arkadaşlarının Millî Mücadele tarafına geçmesi ve komutanlığın emrine girmiş olduğu, Fransız ve Ermeniler tarafından hemen öğrenilmişti. Fransızların Kozan askerî mutasarrıfı Taillardat (Tayyarda), Develi kaymakamı Âtıf Beye bu konu ile ilgili telgraf çekmiştir: Develi Kaymakamlığına
Feke ve Haçın havalisinde eşkıyalık yaparak bir çok mal ve can kaybına neden olan Gizik Duran ve arkadaşlarının Kazanıza sığındıkları haber alınmıştır. Bunların tutuklanarak en yakın karakolumuza teslim edilmeleri. Kozan Askerî Mutasarrıfı Taillardat .
Bu telgrafı alan Âtıf Bey ise, Gizik Duran ve arkadaşlarını, teslim etmenin mümkün olmadığını biliyordu. Çünkü bu kişiler komutanlığın emrinde bulunan yegâne silahlı güç idi. Bu kişilere karargâhın ihtiyacı vardı. Bu nedenle Âtıf Bey kendisine bu hususta yapılan baskılara boyun eğmeyecektir. Tailladarttan gelen telgrafa şu cevabı vermiştir:
Kozan Askerî Mutasarrıflığına,
Yapılan tahkikat neticesinde Kazamıza ilticâ etmiş hiçbir eşkıyanın mevcut olmadığı anlaşılmıştır. Mâlumat verilir. Develi Kaymakamı Âtıf. Develi Kaymakamının cevabını yeterli bulmayan, Gizik Duran ve arkadaşlarının Develide olduğunu bilen Taillardat ise, hareketin büyümesinden endişe ederek bizzat kendisi bölgeyi denetlemeye çıkmıştır. Yanında Kozan Jandarma Komutanı Ali Saip ve yüz kişiden fazla bir askerî kalabalıkla Develiye bağlı Çataloluk köyüne kadar gelmiştir. Fransız Tailladart, Kaymakam Âtıf Beye Veysel Çavuş adlı bir Türk jandarma ile şu mektubu göndermiştir: Develi Kaymakamlığına,
Mıntıkamızdan firar eden eşkıyaların Kazanızın Pungu köyüne yerleştirildiği, hükümet ve zabıta kuvvetlerinin müsamahası ile eşkıyalığa devam ettiği anlaşıldı. Yarın akşama kadar bu eşkıyalar tarafımıza teslim edilmediği takdirde Mondros Mütarekesine istinâden Develi Kazasının işgal altına alınacağını bildiririm. Durum İstanbul hükümetine de yazılmıştır. Çataloluk köyünde Fransız İşgal Kuvvetleri Kumandanı Kozan Askerî Mutasarrıfı Taillardat .
Fransız komutanın mektubu çok sert bir üslup ile yazılmıştı. Develiyi işgal etmekle tehdit ediyordu. Develi kaymakamlığında bir toplantı yapılarak aynı üslupta sert bir cevap verilmesi kararlaştırıldı. Veysel Çavuşa; Develi hakkında atıp tutması, duyumlarına göre yakında Kozanı kurtarmak üzere askerî hazırlık yaptıkları gibi, propaganda dolu sözler sarf etmesi belirtilerek bir de mektup verilmiştir.
Çataloluk Köyünde Kozan Askerî Mutasarrıfı Yüzbaşı Mösyö Taillardata; Bahsettiğiniz eşkıyalardan hiçbirisi Develi mıntıkasında değildir. Bunların sizin mıntıkanızda ve Torosların sarp yerlerinde barındıklarını haber almaktayız. Hükümetimiz ve zabıtamız, eşkıyaları himaye etmek şaibesinden münezzehtir. Mondros Mütarekesine dayanarak Develinin işgal altına alınacağına dair olan mektubunuzun son bölümüne karşı şu hakikatı bildirmekle müftehiriz. Develi halkı tamamen silahlıdır. Herhangi bir işgal ve tecavüze karşı koyma azmindedir. Bu yüzden doğacak mesuliyetin şahsınıza ait olduğunu şimdiden belirtirim. Develi Kaymakamı Âtıf .
Gelen mektubu okuyan Taillardat, mektubun çok sert bir üslup ile yazılmış olmasından kuşkulandı. Veysel Çavuştan aldığı bilgilerden sonra, bölgenin kendisi için güvenli olmadığını da anlayarak derhal Kozana doğru hareket etmiştir. Develideki gelişmeleri duyan Gizik Duranın kendisinden intikam alacağı korkusuyla Ali Saip, Develide bulunan komutanlar ile temas için fırsat kollamaya çoktan başlamıştır.
Gizik Duranı cezalandıramayan Ermeniler ise, sık sık müfreze çeteleri ile Cumhurlu (Kötün) köyü halkını baskınlar yaparak rahatsız ediyorlardı. Gizik Duranın akrabaları ve köyün ileri gelenleri falakaya yatırılıyor, suçsuz yere insanlara işkenceler yapılıyordu. Bu arada Gizik Duranın tâkibine Kozan jandarmasından Ermeni asıllı Teğmen Misak görevlendirildi. Gizik Duranı mutlaka yakalayacağını söylüyordu. Teğmen Misak bir gece yarısı Cumhurlu köyünü basarak, Gizik Duranın evine girip eşi Şerife hanıma tecavüz etti. Bu utanç verici olay yüzünden Şerife hanım intihar etmiştir . Ermeniler, Gizik Duranı yakalamak için her yolu denemişlerdir. Çünkü Gizik Duran ve arkadaşları gözükara, yiğit ve vuruşkan insanlardı.
Gizik Duran ve arkadaşlarının Develi karagâhı tarafından muhafazası üzerine, gelen tepkiler de göz önüne alınarak, bu milis kuvvetlerin düşman işgal sahasına girmelerine karar verilmiştir. İşgal sahasında Ermenilerin Türklere yaptığı zulmü önlemek ve işgal bölgesi hakkında bilgi toplamak görevini yürüteceklerdi. Bu arada Develi İstklâl Komitesi, Ali Saipi yakalamak ve Türkler aleyhine faaliyet yapmayacağına dair yemin ettirerek, etkisiz hale getirmek üzere Gizik Duranı görevlendirmişti. Ali Saip, eğer yemin etmezse öldürülecekti.
Kozan İşgal Kuvvetleri Komutanı, Haçında bulunan Ermenilere yardım için silah, cephane ve para göndermek üzere, başlarında bir Fransız subayı bulunan otuz-kırk kişilik bir askerî birliği yola çıkarmıştır. O tarihlerde Feke Kazası Belediye başkanı olan Cezmi Bey, bu silahların Haçine ulaşması durumunda tehlikeli olacağını düşünerek, on beş kadar adamıyla dağda bulunan Gizik Durana haber vermiştir. Gizik Duran arkadaşlarıyla durumu görüşür ve Bozat Gediği denen yerde pusu kurar. Bir müddet sonra Teğmen Misakında bulunduğu Ermeni Kamavorlar korumasındaki silah ve cephane yüklü kafile gelmiştir. Gizik Duran arkadaşlarına; Ben ateş etmeden hiç biriniz ateş etmeyin, emrini verir. Ermeni kâfilesi menzile girdikten sonra ateş açılır ve düşman birlikleri tamamen imha edilmiştir. Silah, mühimmat ve altın paralar ele geçirilmiştir. Alınan silahlar millî kuvvetlere dağıtılmıştır . Bu olayda Gizik Duranın eşi Şerife hanıma tecavüz eden, Ermeni Teğmen Misakta öldürülmüştü. Gizik Duran namusunu kirleten Ermeni subayı da böylece cezalandırmıştır .
Bu olay Kozanda hemen duyulmuştu. Fransız kuvvetleri bölgede geniş çaplı bir arama ve denetim faaliyetine girmişlerdi. Feke ve Saimbeyli taraflarının kendisi için tehlikeli olacağını düşünen Gizik Duran, derhal Pungu (Kılıçkaya) köyüne geri dönmüştür. Bu arada Fekeli Cezmi, Kozandaki Türk jandarma komutanı Ali Saipi (Supi) Millî Mücadele tarafına katılmaya razı etmiştir. Daha sonra Osman Tufan Bey ve diğer erkânın da huzurunda Ali Saip Fekeli Cezmi sayesinde Kuvây-ı Milliye katılmıştır . Ali Saip Namık takma adını kullanarak ve eşinin el yazısı ile yazdığı bilgileri Fekeli Cezmi aracılığı ile Develiye ulaştırıyordu. Millî Mücadele tarafına geçtiğini Fransızların öğrenmemesi için çaba gösteriyordu . Fransızlar nice zaman sora durumu öğrendiler, ancak Ali Saipde Urfaya gönderildi. Burada büyük hizmetleri olmuştu.
Develiden hareket eden Kamberli Osman, Develi, Yahyalı havalisinden ve Fekenin köylerinden topladığı 600-700 kadar kişi ile Rumlu Nahiyesini Fransız kuuvetlerinden geri almıştı. Bu olay Doğan Beyi çok sevindirmişti. Doğan Bey bu hareketi yakından takip etmeye başlamıştı. Artık sıra Kozan ile Saimbeyli arasında bağlantını kesilmesi açısından önemli olan Fekenin alınmasına gelmişti. Kamberli Osmanın emrindeki kuvvetler toplam 850-1000 kişi kadar olmuştu. Gizik Duranda müfrezesiyle birlikte Punguda Kamberli Osmana katılmıştı. Kamberli Osman kararlı ve cesur davranışlarıyla Türk köylülerini galeyana getiriyordu.
Kamberli Osman, Fekedeki Fransız ve Ermeni komutanlara haber göndererek; Fekenin on beş bin kişi tarafından kuşatıldığını, en ufak bir mukavemet karşısında bütün Fransız ve Ermenilerin yok edileceğini, yarım saat içinde kayıtsız şartsız teslim olmalarını söylemişti. Telgraf hatları da kesilmişti. Kozan ile bağlantı dahi kuramayan Ermeniler Fekeyi terkederek Kozaa doğru kaçmışlar ve Fekede ancak yetmiş-seksen kadar Ermeni kalmıştı. Fekeye 10 Mart 1920 ‘de Türk birlikleri girmişler ve kalan Ermeniler tutuklanmış, resmi binalar ve daireler ele geçirilmiştir.Feke on beş ay kadar Fransız işgalinden sonra kurtarılmış ve Fransız bayrağı indirilp yerine Türk bayrağı çekilmiştir .
Develiden çıkarak harekete geçen Millî kuvvetler, Fekeden sonra Saimbeylinin (Haçın) ele geçirilmesinin gereğine inanmışlardı. Kemal Doğan Bey aldığı emirler çerçevesinde kuvvetlerini gerektiği gibi bölük ve müfrezelere ayırmıştı. Kemal Doğan Bey Yeşiltepe adını verdiği Yellibelende karargâhını kurmuştu. Saimbeyli kuşatması 16 Mart 1920de başlamıştı. Bu arada Doğan Beyin isteği üzerine Osman Tufan Paşa, Kozanı kuşatmıştı. Burada Kozan ve Saimbeyli eş zamanlı olarak kuşatılmıştır. Bundan maksat, Fransız ve Ermeni işgal kuvvetleri aynı anda karşılıklı olarak destek yada takviye birlikleri gönderemesinlerdi.
Fransızlar, çok önem verdikleri Saimbeyliye yıl boyunca silah ve cephane yığmışlardı. İşgal kuvvetleri 400 ton yiyecek 2000 kamavor göndermişlerdi. Fransızlar ve Ermeniler bölgeye gelebilecek saldırı hareketini Maraş tarafından bekliyorlar ve Mağara Bucağında tedbirler alıyorlardı. Bu dönemde Kayseri-Develi tarafından bir saldırı beklemiyorlardı. Mağara Bucağında Ermeni yoktu, Doğanbeyli köyünde ise yarı yarıya Ermeni bulunuyordu. Şar köyü ise tamamen Ermeni ler ile meskundu .
Millî kuvvetler, Ermeni çetelerinin aldığı tedbirleri bozmak için öncü kollar çıkardılar. Mağaraya çıkmakla görevli Hasan Seklikoğlu kuvvetlerinin öncü kolunun vurucu gücü Gizik Duran müfrezesi idi. Kendisiyle beraber elli altı kişiydiler. Gizik Duran Çatalçama geldikten sonra Doğanbeyli köyüne posta çıkardı, ancak durumdan haberdar olan Ermenilerin çoğu Saimbeyliye kaçmışlardı. Gizik Duran gece yarısı müfrezesi ile yola çıktı. Doğanbeyli köprüsünü geçerek, nöbetçi Ermenileri öldürmüşler ve 19 Mart 1920de Doğanbeyli köyüne giren Gizik Duran köyde kalan Ermenileri tutuklamıştı .
Doğanbeyli köyünün Türklerin eline geçtiği Saimbeylide duyulunca, Ermeni Cebeciyan kırk kadar kamavor (fedaî) ile Dallıçama kadar gelmişse de, Gizik Duran adını duyunca köye giremedi. Gizik Duran bu Ermenileri kovaladı ise de yakalayamadı. Gizik Duranın çalışmaları ile bölgede oluşturulan Ermenilerin ileri savunma hattı dağıtılmıştır. Bölgedeki köyler diğer Türk öncü kollarının da başarılarıyla tamamen Türklerin eline geçmiştir. Mağara Bucağı ve çevresindeki köyler geri alınırken, çevredeki bütün Ermeniler sadece Şarköy ve Saimbeylide toplanmışlardı. Doğan Bey, Gizik Duran tarafından kurtarılan Doğanbeyli (Urumlu) köyüne karargâhını kurarak, Haçin ve Şarı kuşatma altına almıştır .
Sarp ve kayalık bir yerde kurulmuş olan Haçın harekâttan önce 4800 hanesi ve 30000 kadar nüfusu olan ve Ermenilerin en kalabalık olduğu bir yerdi. Haçında toplanmış 7000 Ermeni silahlı kuvvetlerinin başı olan Terziyan Aram: Yakında atımın dizginlerini Kayseride çekeceğim, büyük intikam günü geldi, diyordu . Bu sırada bölgenin en büyük millî müfrezesini oluşturan Yahyalıda 1000 kişilik bir gönüllü müfrezesi daha oluşturuldu. Silahlar Niğdedeki II. Tümen tarafından sağlanıyordu. 5 Nisan 1920de Türk kuvvetlerinin durumu 1400-1600 Kuvây-ı Milliye ile 200 kadar piyade ve katıra bindirilmiş bölük olarak toplamı 2000 kişiyi geçmemekteydi. Ermeni kuvvetleri ise toplamı 15000 kişiden ibaret olup, 5000 silahlı, 1000 kadar atlı ve ellerinde sekiz makinalı tüfek bulunmaktaydı. 6 Nisan 1920de taarruz başladı. Niğde ve Kayseriden cephane yardımı yapılmaktaydı. Bu arada Kozan Kadirli, Feke, Develi, Yahyalı, Pınarbaşı, Göksun, Tomarza havalisinden yüzlerce gönüllü Türk millî kuvvetlerine yardım için Haçına koşuyorlardı.
Kayseriden getirilen 105 mm. çapındaki obüs ile 150 mm. çapındaki diğer top Haçına gönderilmişti. Kayseriden getirilen topların yerine güçlükle yetiştirilmesinden sonra yedi ayı geçkin bir süre, yoğun çarpışmalardan sonra Haçın 15-16 Ekim 1920 gecesi Türkler tarafından ele geçirilmiştir. Meydana gelen yangınlar dolayısıyla Haçın tamamen yanmıştı.15 Kasım 1920de Mamureye yapılan baskında şehit düşen Yedek Üsteğmen Saim Beyin Haçında yaptığı büyük hizmetlerden dolayı, Haçının adı Cumhuriyetten sonra Saimbeyli olarak değiştirildi .
Millî kuvvetler komutanlarına bağlı olarak yaptıkları yurt savunması sonucu 20-21 Haziran 1920de Kozanı Ermeni ve Fransızlardan geri almışlardır. Ermenilerin elinde bulunan Saimbeyli (Haçın) ise 15-16 Ekim 1920de çetin bir mücadeleden sonra teslim alınmıştır. Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi Çakmak Paşa 5 Ağustos 1920de cepheleri ziyaret etmek amacı ile Pozantıya gelmişlerdir. Pozantı Adana il merkezi haline getirilmiş, 8 Ekim 1920de Pozantı Kongresi yapılmış ve başarının sağlanmsı için birtakım kararlar alınmıştır. Anadoluda tututnamayacağını anlayan Fransa ise Türkiye ile barışın kendi lehine olacağını düşünerek anlaşma yolunu seçmiştir. 20 Ekim 1920de imzalanan Ankara İtilâfnâmesi ile 3 Kasım 1921de alınan bir kararla İşgal ve Boşaltma Komisyonu kurulmuştur. Türk kuvvetleri 1 Aralık 1921 tarihinde Adananın hükümet meydanında Fransız bayrağını indirerek yerine Türk bayrağını çekmişlerdir. Böylece 5 Ocak 1922de Adana Fransız işgalinden kurtarılmıştır .
Sonuç:
Gizik Duran 1897 yılında bugünkü Adananın Saimbeyli ilçesine bağlı Cumhurlu köyünde doğmuştu. Kayserinin güney sahasında bulunan; Develi, Yahyalı, Tomarza, Pınarbaşı, Sarız gibi yöreler ile Adanaya bağlı Saimbeyli, Tufanbeyli, Feke, Kozan, Osmaniyeye bağlı Kadirli gibi yörelerde ve Kahramanmaraşın Göksun, Andırın, Afşin ilçelerinde nesilden nesile Ermenilere karşı kahramanlığı ve hikayeleri anlatılan bir şahsiyettir.
I. Dünya Savaşı sonrası, Fransızların güney bölgelerimizi işgali ve Ermeni komitacıların silahlanarak Türk halkına yönelik saldırılarına karşı, Millî Mücadele sırasında Develide Kilikya Komutanlığı karargâhı kurulmuş ve silahlı kuvvetlere ihtiyaç ortaya çıkmıştı. Fekenin Pungu (Kılıçkaya) köyünde bulunan ve o dönemde otuz-kırk kişilik bir gurup arkadaşıyla eşkıyalık yapmakta olan Gizik Duran ile Osman Tufan Paşa görüşerek, eşkıyalık yapmayacaklarına ve verilen emre itaat edeceklerine dair söz alarak, bunları Millî Mücadele tarafına geçmeye iknâ etmiştir.
Gizik Duran, bilhassa bugünkü Saimbeyli, Şarköy, Tufanbeyli, Doğanbeyli gibi yerlerin Haçın Ermeni çetelerinden geri alınmasında ve onlara karşı korunmasında kahramanlıklar göstermiştir. 1920 yılı başlarında Kuvây-ı Milliyeye dahil olan Gizik Duran, silah arkadaşları ile birlikte Osman Tufan Paşa, Doğan Bey, Develi Kaymakamı Âtıf Bey gibi yetkili kimselerden aldığı tâlimatlara uyarak, Zamantı Irmağı boyundaki kasabalar ve köylerde Türk halkının güvenliğini de sağlamaya çalışmıştır.
Gizik Duran ve arkadaşları, komutan Doğan Beyin emrinde öncü kuvvetler olarak, 9-10 Mart 1920 gecesi Doğanbeylideki Ermeni çetelerini bozguna uğratıp, Saimbeyliye kadar kovalamışlardır. Saimbeyli kuşatmasında önemli hizmetleri olan Gizik Duran, 3 Temmuz 1920 tarihinde kurtarılan Şarköy savaşlarında yer almıştır. Saimbeyli Ermeni çetelerinden alındıktan sonra Gizik Duran, Pağnık Jandarma Karakol komutanlığı da yapmıştır.
Cumhuriyet Dönemi ile çiftçiliğe başlayan Gizik Duran, bir müddet sonra köylüleri ile anlaşamayıp, çıkan kavgada bir kişiyi öldürmüş ve kaçak duruma düşmüş ve yakalamakla görevli olan Jandarma onbaşı Osman Yazar komutasındaki müfreze tarafından 29 Haziran 1929da öldürülmüştür. Gizik Duran eşkıyalık yapmış olmasına rağmen, Millî Mücadelede göstermiş olduğu fedakârlık ve başarılarından dolayı, Adana yöresinde ve Kayserinin güney ilçelerindeki halk tarafından çok iyi tanınmaktadır. Ölümü üzerine anası, hanımı ve oğlu tarafından yakılan ağıtlar hala bölge insanları tarafından dilden dile söylenmektedir.

Gizik Duranın Ağıdı:

Yaşa kara aslanım yaşa
Yazılanlar gelir başa
Öldüğünü yeni duymuş
Ankarada Kemal Paşa

Değirmenin çifte gözü
Dizlerime indi sızı
Öldürmüşler Duranımı
Yetim kaldı körpe kuzu

Fekenin de dağı yüce
Düşmanların gezer gece
Kelep öldüğünü duymuş
Düğün etmiş on beş gece

Karadeniz dalgalandı
Gene gönlüm ıvgalandı
Duran beyin koltuğunda
Nice yiğit duldalandı

Kayada mı kaldı haban
Kırıldımı senin oban
Altı gardaş büyüyoruk
Hayfını alırık babam

Eller ne derse desin
Kurban olurum Durana
Mahşerde seni dilerim
Çürüme ha ben varana

Bende ağlıyom deli gibi
Derelerin seli gibi
Duran ağam harb ediyor
Hazireti Ali gibi

Oy Duranım oy Duranım
Ayrılık zor toy Duranım
Dolan da gel kapımıza
De ki, ölmedim yalanım

Kabul oldumu dilekler
Su verdi mola melekler
Gurşun değmiş Duranıma
Çırpındıkça gan galaklar

Üç günde kayada yattım
Evimi basarlar deyi
Varıp teslim olucuyum
Korkuyom asarlar deyi

Dezze evin ateşe yansın
Yansın gitsin köşe köşe
Bana ganlı asbab salmış
Yaşa Dezzem oğlu yaşa

Daşların başında gezer
Çizme giyer ayağına
Gaçak olan evde durmaz
Çık dağların goyağına

Duran gelir yele yele
Arkasında Yırtlaz ile
Şimdi selvi gelin gelir
Göz yaşların sile sile

Obruk başı kar mıyıdı
Siper yerin dar mıyıdı
Çok eşkıylar türedi
Senin gibi var mıyıdı

Yatıl Duran beyim yatıl
Yarasına sokmuş fitil
Öleceğimi bilseydim
Bin daha ederdim gatil

Hazer Duran beyim hazer
Kurulu orduyu bozar
On sekiz seneden beri
Kelle koltuğunda gezer

Ne de süslü fişek düzer
Ermeni ordusun bozar
On sene olmuş öleli
Kelle goltuğunda gezer

Arkadaşım çok diyordun
Hani ya gelen olmadı
Baş güvencim Yırtlaz derdin
Ondan da imdat olmadı

Geldi Kötünün uşağı
Ne kıvrak bağlar kuşağı
Öldürmüşler Duranımı
Boşuna atman fişeği

Şu Elpenlinin uşağı
Gasıktan bağlar kuşağı
Duran beyi öldürmüşler
Dökülün yardan aşağı

Arabaya bindirmişler
Acısuya indirmişler
Duran ağam öldüğünü
Ankaraya bildirmişler

Ganlı köynek ganlı kuşak
Buna canmı dayanır uşak
Ben öpmeye gıyamazdım
Nasıl değdin ganlı fişek

Ünlü Duran ağam ünlü
Döşünün arası enli
Bana gurşun geçmez derdin
Niye geldin ala ganlı

Elpenlinin dağlarına
Duman indi bağlarına
Bir yığılca gurşun değmiş
Cumhurlunun beylerine

KAYNAKÇA

AKBIYIK, Yaşar; Millî Mücadelede Güney Cephesi, Türkler, C. XV, Ankara, 2002, (ss. 811-819).
AKYÜZ, Yahya; Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu, Ankara, 1975.
ATATÜRK, Mustafa Kemal; Nutuk, (Haz. Zeynep Korkmaz), C. I, Ankara, 1984.
ÇAMURDAN, Ahmet Cevdet; Kurtuluş Savaşında Doğu Kilikya Olayları, Adana, 1969.
ESEN, Hidayet; Millî Mücadelede Yahyalı ve Ermeniler, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Niğde, 2003.
GÜRBÜZ, Cenani; Millî Mücadelede Develi ve Ermeniler, Ankara, 1996.
HATİPOĞLU, Süleyman; Fransanın Çukurovayı İşgali ve Pozantı Kongresi, Ankara, 1997.
KARS, Zübeyir; Millî Mücadelede Kayseri. 1. Baskı, Ankara, 1993.
KESKİN, Mustafa, Abdulkadir Yuvalı, Ayhan Öztürk, Mustafa Ekincikli; Türk İnkılâbı ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, 1. Baskı, Kayseri, 1995.
KESKİN, Mustafa; Hindistan Müslümanlarının Millî Mücadelede Türkiyeye Yardımları (1919-1923), Kayseri, 1991.
Medeniyetler Şehri Kozan, Adana Valiliği, 2002.
ONAR, Mustafa; Saimbeyli, Adana, 1989.
ÖZDEMİR, Ahmet, Z.; Öyküleriyle Ağıtlar, 2. Baskı, C. I, Ankara, 2002.
ÖZDEMİR, Mehmet; Millî Mücadelede Develi, Kayseri, 1973.
ÖZTOPRAK, İzzet; Türkiyenin İşgali ve Millî Direniş Hareketleri, Türkler, C. XV, Ankara, 2002, (ss. 583-605).
ÖZTÜRK, Ayhan; Millî Mücadelede Gaziantep, Kayseri, 1994.
SARAL, Ahmet Hulki; Türk İstiklâ Harbi, Güney Cephesi, C. IV, Ankara, 1966.
SELEK, Sabahaddin; Anadolu İhtilâli, İstanbul, 1973.
SOFUOĞLU, Adnan; Mondros Mütarekesi Sonrası Türkiyenin İşgaline Karşı Millî Direniş: Kuvây-ı Milliye (1918-1921), Türkler, C. XV, Ankara, 2002, (ss. 618-627).
TUFAN, Osman; General Osman Tufan Paşanın Kurtuluş Savaşı Hâtıraları, İstanbul, 1998.
URSAVAŞ, Ali Saip; Çukurova Acıklı Olayları ve Urfanın Kurtuluş Savaşları, Şanlıurfa

1 Comment

  1. aieneas

    Hocam öncelikle bu çalılşmanız için sizi kutlarım

    Gizik Duran’ın oğlu Mustafa halen hayatta olup Cumhurlu Köyünde yaşamaktadır

    Çocukluğum onun anlattıkları ile Gizik Duran efsanesi ile geçti, dedemin de hem akrabası hem de çok yakın arkadaşıdır ancak hiçbir anlatımda Gizik Duran’ın eşine tecavüz olayı anlatılmadı

    ve yine bu çevreden yaptığım araştırmalar neticesinde böyle bir olayın mümkün olamayacağı yönünde

    bu konuyu sizinle uzun uzun konuşmak isterdim

    çalışmanız için sizi tekrar kutlarım hocam tarihimizdeki isimsiz kahramanlardan biri olarak kalacaktı yoksa

    Reply

aieneas için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir